Her ay aynı telaş… Market raflarında fiyatlar değişiyor, faturalar kabarıyor, kiralar yükseliyor. Milyonlarca emekli ise ay sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor. Takvim kasım ayını gösterirken gözler bir kez daha ocak ayında yapılacak maaş artışına çevrildi.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı ekim ayı verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 29,77, aylık enflasyon ise yüzde 2,58 oldu. Böylece SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin temmuz-ekim dönemindeki dört aylık enflasyon farkı yüzde 8,28'e ulaştı. Ancak ocak ayında uygulanacak zam oranının kesinleşmesi için kasım ve aralık verilerinin de açıklanması gerekiyor.

Peki, asıl mesele yalnızca zam oranı mı?

Bir emekli düşünün… Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, üretmiş. Bugün ise aldığı maaşla kira mı ödeyecek, mutfak alışverişini mi yapacak, yoksa ilaç ve sağlık giderlerini mi karşılayacak? Tercih yapmak zorunda kalıyorsa burada yalnızca bir maaş meselesinden değil, yaşam mücadelesinden söz ediyoruz.

Üstelik hayat pahalılığı yalnızca emeklilerin kapısını çalmıyor. Asgari ücretle çalışanlar, sabit gelirli aileler, öğrenciler ve çocuklarının eğitim masraflarını karşılamaya çalışan anne babalar da aynı ekonomik baskıyı hissediyor.

ENFLASYON DÜŞÜYORSA VATANDAŞ NEDEN RAHATLAYAMIYOR?

Ekonomide açıklanan rakamlar elbette önemli. Ancak vatandaşın ekonomiyi değerlendirdiği yer istatistik tabloları değil, pazar filesi, market sepeti ve ay sonunda hesabında kalan para.

Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam ederken yalnızca artış hızının yavaşlaması, vatandaşın yaşadığı pahalılığı ortadan kaldırmıyor.

Bu nedenle ekonomik iyileşmenin yalnızca oranlarla değil, vatandaşın günlük hayatındaki karşılığıyla da değerlendirilmesi gerekiyor.

OCAK AYINDAKİ ZAM HER ŞEYİ ÇÖZECEK Mİ?

Şimdi milyonlarca emekli ocak ayını bekliyor. Her yeni enflasyon verisiyle zam hesabı yeniden yapılıyor. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var: Maaşa yapılan artış, eğer temel ihtiyaçların fiyatı karşısında kısa sürede eriyorsa beklenen rahatlamayı sağlayamaz.

Üstelik emeklilerin tamamı aynı maaşı almıyor. Bu nedenle yalnızca enflasyon farkına dayalı bir artışın farklı gelir gruplarının ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayacağı da tartışılmalı.

Emeklinin beklentisi lüks değil; insanca yaşayabilmek, torununa harçlık verebilmek, ay sonunu borçlanmadan getirebilmek.

BÜTÇEDE RAKAMLAR VAR, VATANDAŞIN BEKLENTİSİ DE VAR

2027 yılı bütçesi görüşülürken toplumun en önemli beklentilerinden biri de gelir dağılımında adaletin güçlendirilmesi. Ekonomik kararların merkezinde yalnızca büyüme, bütçe dengesi ve mali disiplin değil, vatandaşın refahı da bulunmalı.

Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değil. Bir annenin pazar alışverişini eksiltmesi, bir emeklinin faturalarını sıraya koyması, bir öğrencinin eğitim masrafları nedeniyle zorlanması da ekonominin gerçek tablosunun parçaları.

Artık vatandaş yalnızca zam oranını de