Resmî tarih çoğu zaman güçlüden, egemenlerden yana kullanmıştır kalemini. Halkın ve direnişin tarihini yazmak işine gelmediği için uzak durmuştur. Ama bu boşluğu asırlardır ozanlar doldurmuştur. Belki de yazılı tarihin bile başaramayacağı ölçüde dilden dile bu kadim ozanlık kültürünü, bilincini ve direncini günümüze taşımıştır. Asırlarca hatta sonsuza kadar taşıyacağına da inancım tamdır.

0F86268B 04F4 4269 B021 4D8D1Aa50B72

Şunun altını çizmem gerektiğini düşünüyorum: Dijitalleşmenin hayatımıza hükmetmeye başladığı şu günlerde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yakılan kitaplar, yok edilen yazılı bellekler artık dijital ortamda kendini var edecek. Paylaşılan kaynaklarda yok edilse bile flaş belleklerde ve benzeri ortamlarda saklanabilecek.

Yazarların kendi eserleri yarınlara ne kadar ulaşır bilinmez ama onlarla ilgili değerlendirmelerin daha uzun ömürlü olacağını düşünmekteyim.

Bugünlerde okuduğum, Ozan Çağdaş’ın (Veysel Demir) “Yaşamı, Şiirleri, Yazıları ve Anıları” kitabı, Yazar Süleyman Zaman’ın kalemiyle hayat bulmuş. Zaman, Ozan Çağdaş’ın kimliğinden ziyade eserlerini Alevi/Bektaşi kültürü ve diyalektik eksende öyle güzel harmanlamış ve yorumlamış ki zevkle ve öğrenerek okuduğumu söylemeliyim.

48C1419B 7994 494C B1Da Ae5C95C7A4D7

Ozan Çağdaş, sınıfını; yaşadıklarının, çevresinde gördüklerinin ve teorik olarak öğrendiklerinin bilinciyle seçmiş ve yaşamının hiçbir aşamasında sınıfından, düşüncelerinden ve ideallerinden asla taviz vermemiştir. Bu Ozan geleneğini sürdürmenin olmazsa olmazlarından biri değil midir ki zaten! Bunu başarabilene “Aşk olsun”

Ozan Çağdaş ile tanışmamız uzun yıllara dayanır. Onun hünerli ellerinin tezene tutuşu ve vuruşu, coşkulu sesi ve söylemlerindeki vurgu hem özünü hem de direncinin coşkusunu ortaya koyar.

Ozan Çağdaş’ın yapıtları sadece ozanlık geleneğine mi hizmet etmektedir? Değil tabii ki. Kalemi şiirlerini ak kâğıda dökerken ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal sorunları da “Vah Benim Sahipsiz Ülkem” eseriyle dile getirmiştir.

Ozan; Düşüncesiyle, mücadelesiyle ve yaşamıyla örnek insandır. Ozan Çağdaş da buna en iyi örneklerden bir tanesidir.

Yazar Süleyman Zaman’a ve Ozan Çağdaş’a toplumsal sorunlara ve sınıf mücadelesine kattıkları için binlerce teşekkürler.

“ Ozan Çağdaş’ın “Yaşamı, Şiirleri, Yazıları ve Anıları” isimli kitabından bir alıntıyla yazıma son verirken: İki usta kaleme de ürettiklerinin aydınlığında sağlıklı ve uzun yolculuklar diliyorum.

"Mademki biz emekçiyiz/Hayatı yaratan biziz" dizeleri, üretimin ve yaşamın temelinde emeğin belirleyici rolünü vurgular. Ozan, toplumsal varoluşun gerçek kurucusunun emekçi sınıflar olduğunu ifade ederek, emeği merkeze alan bir bilinç oluşturur.

"Yaşama can katan biziz" ifadesi, emekçilerin yalnızca üretim sürecinde değil; aynı zamanda toplumsal yaşamın devamlılığında da temel aktör olduğunu ortaya koyar. Bu söylem, emekçinin görünmez kılınan değerini görünür hâle getirme çabasıdır.

"Mademki biz kardeşiz / Ayrı ayrı durma öyle" dizeleri, sınıf bilincinin bir üst aşaması olan birlik ve dayanışma çağrısını içerir. Ozan, emekçilerin parçalanmışlığını eleştirir ve ortak bir bilinç etrafında birleşmeleri gerektiğini vurgular. "Böyle gelmiş, gitmez böyle" ifadesi, mevcut düzenin değiştirilebilir olduğuna dair güçlü bir tarihsel ve toplumsal dönüşüm inancını yansıtır. Bu, kaderci bir anlayışa karşı geliştirilen bir itirazdır.

Son dize: Yan yana gel yan yana” Bu ifade, şiirin en güçlü çağrısıdır. Ozan, yalnızca bir tespit yapmakla kalmaz; aynı zamanda, birlik, dayanışma ve kolektif hareketin, değişimin temel koşulu olarak sunar.