Tur rehberimizin önerisi olan Karanlık Kanyon’da tekne turu için, odalarımıza çıkmadan önce saat 18.20 de otelin lobisinde buluşmak üzere sözleşiyoruz.
Aslında sırada 1870-2002 yılları arasında, 132 yılda tamamlanan 7 km uzunluğundaki, 400 ile 500 m yüksekliğe sahip 38 tünelden oluşan ve dünyadaki “Tehlikeli Yollar” kategorisinde ilk beş içerisinde yer alan taşlı yol var. Ancak, tur rehberimiz Vahiy Bey’in anlatımı üzerine bazı arkadaşların yolda yürümeyi riskli bulması üzerine, gitmek isteyen bazı arkadaşların da zaman sorunu yüzünden “Olmasa da olur” tutumu nedeniyle vazgeçiliyor. Belki de bir başka zamana…

Saat 18.20’de lobide buluşup dışarı çıkıyoruz. Hiç beklemeden, tekne turu için lüks servisimiz geliyor, lükslüğü ön cam hariç hiçbir camı yok, havadar mı havadar, ben inerken bir ara kapı diye camdan inmeyi deneyecek oluyorum, Bayram abi, “Boyun yetmez!” diyor. Saat, 18.40 gibi tekneye bineceğimiz iskeleye varıyoruz. Kemaliye gezisi boyunca istisnasız hepimizin yaptığı, “Yerdeki gövertiye gökteki kuş da konar” sözünü doğrularcasına, dut ağaçlarındaki olmuş dutları incitmeden koparıp nazikçe midemize indiriyoruz. Bir taraftan dutların tadına varırken, bir taraftan da Ziplin ile nehrin üzerinde karşıdan karşıya geçenlerin biraz heyecan biraz korku dolu çığlıklarını izliyoruz.
Tekne turu için sıra bizim gruba geliyor, tekneye biniyoruz, herkes uygun gördüğü yere oturuyor ancak tekne sahibi Güven arkadaş, birazınız sağ tarafa oturursanız teknede dengeyi sağlarız diyor. O zaman fark ediyorum, bizim grubun genel çoğunluğunun teknenin sol tarafına oturduğunu.
“Fransız Parlamentosu’nda Başkanlık makamının sağ tarafında oturanlara “sağcı” ve savundukları fikre “sağ” adı verildi. Aynı şekilde Başkanlık makamının sol tarafında oturanlara “solcu” ve savundukları fikre de “sol” adı verildi.” Belki de bilinçaltımızdaki düşünce, farkına varmadan içgüdüsel olarak bizleri sola yönlendirmişti.
Güven kaptanın, gerçek anlamda güven dolu seyriyle, başlamıştı Karanlık Kanyon’daki tekne turu, Karanlık Kanyon ve Karasu Nehri hakkında o kadar çok ayrıntılar ve tarihi bilgiler aktardı ki hepsini aklımda tutmam mümkün değildi. Base Jumping ve Su Sporlarının da yapıldığı, kanyonun, Taşlı Yol cephesinin günün hiçbir saatinde güneş almadığı için karanlık kanyon denildiğinden, neden günün bu saatinde kanyonda tekne turunun cazipliğine, koyun ve keçi derilerinin tulum olarak yüzülüp içinin havayla doldurulması ve kalasların altına konulmasıyla yapılan “Kelek” vasıtasıyla ulaşım ve yük taşımacılığına, nehrin hangi bölgede kaç metre derinliğinden, kanyonun kaç metre yüksekliğinde olduğuna kadar pek çok şey paylaştı ancak en ilginç ve üzücü olanı; Jamping yaparken hayatını kaybeden, kayalardan birinde ve Kemaliye’nin sokaklarında metal bir plakada gülen fotoğrafı olan dünyaca ünlü “Yarasa Adam’ın” hikâyesiydi.
Tekne turuna bizim dışımızda katılan tanımadığımız insanlar da vardı ama herkes yıllardır tanışıyormuş gibi sohbete başlamıştı bile. Aysel ve Safiye arkadaşlar yorgun oldukları için tekne turuna katılamadılar, Şair Ömer Öneren ise oraya kadar gelmesine rağmen sağlık sorunu nedeniyle tekne turuna bizimle gelmedi. Kayanın ve suyun çelişkili cazibesi içinizde korku mu, mutluluk mu olduğu belli olmayan heyecan fırtınası yaratıyordu.
Bizlerin tekne turuna, kayalıklardan eşlik eden, yamaçlarda taştan taşa seken yaban keçileri başka bir anlam ve ahenk katıyordu. Teknedeki insanların keçileri gördüğünde, birbirine göstermek için telaş içinde bağrışmaları keçileri tedirgin etse de yine de yanındakinin keçileri görmesi için çaba sarf ediyor, bağırış çağırış oluyorlardı.
Devamı haftaya…