Ah Enver abi
Hangi şiirine dokunsam kendimi buluyorum
Bazen seviniyorum
Bazen kahroluyorum
Bizlere bıraktığın
Şarkılara konu olmuş
İşçiye köylüye eylem kılavuzluğu yapmış
Onlarca şiir
Şiirlerin kadar çelik iradeyle
Yaşanmış bir hayat
Enver abi
Sen ülkemin her yerinde şiirlerinle yaşarken
Birileri lağım faresi gibi
İnlerinde sürüyor saltanat

Yol boyu şiirlerle türkülerle Kemaliye yoluna düşüyoruz. Bazen hüzünleniyor bazen gülüşüyoruz.
Yolumuzun üzerindeki Ocak Köyü’ne uğruyoruz. Bir kısım arkadaşlar kahvede çay içip dinlenirken, Zeynal Gül, Müslüm Kabadayı ve ben 1275 yılında oraya yerleşen “Hıdır Abdal Sultan’ın” Ocak Köyü’ndeki türbesini, Cemevini ziyaret ediyoruz. Prof. Dr. Ali Yaman, mütevazı kişiliği ve bilimsel araştırmalarının da kattığı derin bilgi birikimiyle bizlere Hıdır Abdal Sultan’ın dününü bugününü, gelen ziyaretçileri ve katkı sunan devlet büyüklerini ayrıca, Alevi Köyüne yapılan “Cami ve minarenin” yapılış hikâyesini anlatıyor. Bizler de düşüncemizi paylaştıktan sonra Cem Evi’nden çıkıyoruz.
Bir alevi yerleşkesi olan köy, temizliği ve planlı yerleşimiyle dikkat çekiyor. Hıdır Abdal’ın diktiği karadut ağacının üzerindeki sac levhada; “Tarihi karadut kendini anlatıyor, Beni Hıdır (önce Hızır yazılmış, sonra Hıdır olarak düzeltilmiş) Abdal Sultan’ın diktiği söylenir. 1261 yılından beri buradayım, Anıt Ağacıyım” yazıyordu.
Bugüne kadar, Vali Recep Yazıcıoğlu da dâhil pek çok vali, karakol komutanı, ordu komutanı ve devlet büyüklerinin ziyaret ettiği, söyleniyor, ziyaret edenlerin fotoğrafları Cemevi’nin duvarlarında yer alıyordu. Elimizi yüzümüzü yıkıyor, çeşmesinden suyumuzu içiyoruz. Camisi ve minaresi de olan köyde olağanüstü zenginlikte bir de müze var. Müzeyi de gezdikten sonra Kemaliye’ye doğru tekrar yola koyuluyoruz.

Yolculuğumuz, yine şiirler, türküler ve Enver Gökçe’ye dair söyleşilerle devam ediyor.
Yüksek dağların arasından girintili çıkıntılı coğrafyanın tabanına nüfuz eden Karasu Nehri’nin turkuaz renkte muhteşem görünüşü, doğanın ihtişamına ve onu çevreleyen dik kayalıkların korkunçluğuna inat durağan bir tablo gibi sükûnetle kendini sergiliyor.

Kemaliye’ye varıyoruz. Biraz yorgun, biraz hüzünlü, biraz mutlu. Geride Çit köyündeki güzel insanları, Enver Gökçe’ye dair anıları, hüzünleri, Hıdır Abdal Sultan’ı ve yol boyu gördüğümüz ve bulunduğumuz kentlerde alışık olmadığımız muhteşem doğayı bırakarak…
Devamı haftaya…