Zaman zaman karamsarlığa kapıldığımız, dünyanın yükünün omuzlarımıza ağır geldiği anlar olur, fakat benim kalpten inandığım bir şey var; Bu dünyada iyi insanlar var olduğu sürece dünya asla batmayacağına bu insanların adeta dünyanın kolonu ve kirişi olduğuna inanırım. Ne zaman bu inancım biraz sarsılsa, hayat bana hiç beklemediğim bir anda bunu tekrar hatırlatır, tıpkı geçen hafta pazar yerinde yaşadığım o küçük ama derin anı gibi.
Geçen hafta kayınbiraderime yardım etmek için pazara gitmiştim. Tezgâhın önündeki kalabalığın içinde bir hanımefendi acı biber almak istediğini söyledi. Bende yardımcı olmuştum, derken laf lafı açtı ve o biberlerden reçel yapacağını söyledi. Bir an duraksadım; içimden “Acı biberden hiç reçel olur mu?” düşüncesi geçti. Merakıma yenik düşerek ve hanımefendinin iyi niyetinede sığınarak yaklaştım ve bunun nasıl olacağını, tadının neye benzeyeceğini merak ettiğimi belirttim. Bayan Alışverişini yaptıktan sonraTatlı bir tebessümle ayrıldı tezgâhtan.
Asıl hikâye ise bundan sonra başladı. Aradan 2-3 saat geçti, pazarın o koşturmacası devam ederken aynı hanımefendi elinde bir kavanozla çıkageldi. Eve gidip reçeli yapmış, sadece benim merakımı gidermek ve tadına baktırmak için bir şişe de bana getirmisti.
O an elindeki küçük kavanoza bakarken içimden bir şeylerin cız ettiğini, gözlerimin dolduğunu hissettim. Mesele elbette acı biberden reçel yapılması ya da o reçelin tadı değildi. Mesele; tanımadığı bir insanın merakını önemseyen, onun için emek harcayan ve o inceliği gösteren bir ruhun varlığıydı.
İşte tam da bu yüzden diyorum ya: Dünya ne kadar karmaşık, ne kadar acılaşmış olursa olsun; bir yerlerde bir kavanoz tatlı incelik bırakan o iyi insanlar var oldukça bu dünya ayakta kalmaya devam edecek.