Türkiye’de yıllardır değişmeyen bir şehirleşme anlayışıyla karşı karşıyayız. Yeni yerleşim alanları oluşurken önce binalar yükseliyor, ardından bu yapıların ihtiyaç duyduğu altyapı hizmetleri düşünülüyor. Oysa gelişmiş şehircilik anlayışında bunun tam tersi uygulanır. Önce planlama yapılır, altyapı hazırlanır, ardından üstyapı inşa edilir.

Bugün hâlâ birçok şehirde aynı manzaraları görüyoruz. Yeni dökülen asfaltlar birkaç hafta ya da birkaç ay sonra yeniden kazılıyor. Bir gün su hattı çalışması, ertesi gün doğal gaz, ardından elektrik, telefon veya internet altyapısı için yollar tekrar tekrar açılıyor. Sonuç olarak hem kamu kaynakları israf ediliyor hem de vatandaşın günlük yaşamı olumsuz etkileniyor.

Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda yaşıyoruz. Avrupa başta olmak üzere şehircilik ve mimari planlamada başarılı birçok ülke, altyapı koordinasyonunu yıllar öncesinden planlayarak bu tür sorunları en aza indiriyor. Ne yazık ki ülkemizde ise hâlâ plansızlık nedeniyle su boruları patlıyor, internet ve telefon altyapısındaki sorunlar tam anlamıyla çözülemiyor, elektrik ve diğer hizmetler için yollar tekrar tekrar kazılıyor. Her yeni çalışma, beraberinde yeni bir masraf ve yeni bir trafik sorununu getiriyor.

Artık şehirleşme anlayışımızı değiştirmek zorundayız. Belediyeler, altyapı kuruluşları ve ilgili tüm kurumlar ortak bir planlama sistemiyle hareket etmeli; kazılan bir yolun kısa süre sonra yeniden kazılmasının önüne geçilmelidir. Çünkü çağdaş şehircilik, yalnızca yüksek binalar yapmak değil; sürdürülebilir, planlı ve vatandaşın yaşam kalitesini artıran kentler oluşturmaktır.

Şehirler, günü kurtaran projelerle değil, geleceği öngören planlarla inşa edilir. Eğer gerçekten gelişmiş ülkeleri örnek almak istiyorsak, önce şehirleşme kültürümüzü değiştirmeli; plansız büyüme yerine planlı kalkınmayı esas almalıyız. Ancak o zaman hem kamu kaynaklarını verimli kullanabilir hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir şehirler bırakabiliriz.