
Tarafsızlık, güven inşa etmeyi, köprüler kurmaya yönelik proaktif bir bağlılığı, önleyici diplomasiyi, uzlaşmaları formüle etmeyi ve çözümler bulmayı gerektirir. Tarafsızlık, izolasyonculuk anlamına gelmiyor; adaletsizlik yapıldığında, Cenevre Kızılhaç Sözleşmeleri ve Protokolleri'nin ağır ihlalleri işlendiğinde, büyük güçler tarafından hatalar yapıldığında sessiz kalmak anlamına da gelmiyor. Sessizlik suçu reddediliyor, çünkü Susturucuya Karşılık Verme ilkesinin geçerliliğinin altı çiziliyor. Dolayısıyla, sessiz kalan kişi, haksızlığa rıza göstermiş sayılabilir ve hatta dolaylı olarak suç ortağı haline gelebilir.
Tarafsızlığın, sadece askeri müdahaleden kaçınmak ve yabancı silahlı çatışmalara karışmamaktan daha fazlası olduğu kabul ediliyor. İsviçre'nin, Napolyon savaşlarının sonunda imzalanan 1815 Paris Antlaşması ve Viyana Kongresi ile tarafsızlığını tesis etmesinden bu yana yabancı savaşlara katılmamış olmasının doğru ve faydalı olduğu benimsenirken tarafsızlık aynı zamanda yabancı çatışmalara dolaylı olarak katılmayı reddetmeyi, savaşan taraflara silah veya askeri istihbarat sağlamamayı, bilgi savaşında işbirliği yapmamayı, savaşan taraflarca yayınlanan sahte haberleri, sahte tarihi, sahte yasaları ve diğer propagandaları yaymamayı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İnsan Hakları Konseyi ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi tarafından her yıl kınanan tek taraflı zorlayıcı önlemler gibi yabancı ülkeler tarafından benimsenen sınır ötesi önlemleri uygulamamayı da gerektirdiği açıklanıyor.
İsviçre Tarafsızlık Konseyi için İsviçre'nin tarafsızlığının aşınması konusu can alıcı bir husus. Ülkenin tarafsızlığının Avrupa Birliği ve NATO dahil olmak üzere yabancı kuruluşlardan gelen diplomatik ve ekonomik baskılar gibi çeşitli gelişmelerle tehdit edildiğine inanmaktalar. Tarafsızlıklarının ve yaşam biçimlerinin aşınmasını önlemek ve durdurmak için gerekli önlemleri almak mecburiyetinde oldukları dile getirilmekte ve İsviçre, yasadışı tek taraflı zorlayıcı önlemlerin uygulanmasına ortak olmamalı ve İsviçre'de kayıtlı ve faaliyet gösteren şirketlerin İsviçre yasalarına uymasını ve meşru olmayan yasadışı yabancı "yaptırımlara" boyun eğmemesini sağlamalı; zira yasal yaptırımlar yalnızca BM Güvenlik Konseyi tarafından uygulananlardır.
Birleşmiş Milletler raportörlerinin tek taraflı zorlayıcı önlemler hakkındaki çok sayıda raporunu atfen, bu önlemlerin dünya çapında on binlerce insanın ölümüne neden olduğunun belgelendiğini kabul ederken, İsviçre'nin, İsviçre işletmeleri tarafından tek taraflı zorlayıcı önlemlerin uygulanmasını yasaklamayarak, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi kapsamındaki insan hakları yükümlülüklerini ihlal ettiğine ve anayasal tarafsızlığına aykırı hareket ettiğine işaret etmekte.
Kendi görüşlerine göre İsviçre'de bazı güçlerin Avrupa Birliği'ne yaklaştırma çabalarının var olduğuna ve bunun reddedilmesi gerektiğine inanırken; bu çabaların İsviçre vatandaşlarının halk girişimleri yürütme, referandum yapma ve yarı doğrudan demokrasiyi uygulama haklarını tehdit ettiğinin altı çizilmekte.
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki askeri-sanayi kompleksi ile NATO’nun İsviçre'nin tarafsızlığına yönelik önemli bir siyasi ve ekonomik tehdit oluşturduğu kabul ediliyor. Dışişleri Bakanlığı’nın, İsviçre'nin ihtiyaç duymadığı F-35 gibi silahları Amerika Birleşik Devletleri'nden satın alma taahhütlerinden kaçınma yükümlülüğü var olduğu da ayrıca kabul görmekte.
Bu nedenle İsviçre Tarafsızlık Konseyi, NATO ile herhangi bir yakınlaşmaya karşı uyarıda bulunurken Cenevre'de bir NATO ofisinin kurulmasını protesto etmekte; zira bu durumun İsviçre'nin tarafsızlığıyla kesinlikle bağdaşmadığına inanılıyor.
Haziran 2024'te İsviçre'nin Bürgenstock'ta taraflı bir "barış konferansı" düzenlenmesiyle tarafsızlık ilkesinin ihlal edildiği fikri de yaygın. Bu konferans, savaşan taraflardan biri olan Ukrayna'ya platform sağlarken Rusya'yı davet etmedi. Tarafsızlık, bir tartışmanın tüm taraflarını dinlemek anlamına gelir. Sözde zirvenin tamamen başarısız olduğu ve NATO ülkeleri ile Rusya arasındaki çatışmanın çözümüne hiçbir katkıda bulunmadığı belirtilirken, bu diplomatik açılımın gerçekte bir fiyasko olduğu, İsviçre'nin çatışmada potansiyel bir arabulucu olarak itibarını zedelediği sonucu çıkarılmakta.
Sonuçta, İsviçre Tarafsızlık Konseyi, İsviçre halkını ve Dışişleri Bakanlığı'nı tarafsızlığa yeniden bağlı kalmaya ve uluslararası arenada dürüst bir arabulucu olarak İsviçre'nin saygın geleneklerini kademeli olarak yeniden inşa etmeye çağırıyor. Bu gelenekler, sessiz diplomasi deneyimiyle uluslararası hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını ilerleten, adil ve barışçıl çözümler üretme konusundaki başarılı çabalarıyla uluslararası alanda tanınan ve saygı duyulan bir ülke olmayı hedefliyor. Çok kutuplu dünyaya hızlı adımlar atılırken, İsviçre’de tarafsızlık konusunun tekrar kamuoyunda tartışılması önemsenmesi gereken bir gelişme.