Farklılıklar bakımından çok zengin bir halkın yaşadığına inandığım Türkiye toprakları, her alanla çok yakın ilişkisi olan iki konuda çok büyük sıkıntılar, hatta tehlikeler yaşamayı sürdürüyor. Demokrasi ve şiddetsiz iletişim…
Bu arada bir kez daha, Şiddetsiz İletişim” kitabının yazarı, Yahudi anne-babadan dünyaya gelen Amerikalı psikolog Marshall B. Rosenberg’i (1934-2015) onurla anıyorum.
Her Yahudi’nin, Orta Doğu topraklarında acı, çığlık, kan, gözyaşı, ölüm ve yıkım üreten bugünkü İsrail siyasetçileri ve askerleri gibi olmadığını kanıtladığı için ne mutlu ona.
Türkiye topraklarında, çok zengin farklılıklara karşın demokrasi, iletişim ve dayanışma gibi insan soyuna en yakışan, hatta tek yakışan yöntemlerde, çok zengin farklılıklara karşın buluşma sağlanabilmiş değil.
Çünkü, ülkeyi yönetenlerin ve toplum önderlerinin çoğu, insan soyunun demokrasi ve şiddetsiz iletişimi başarılabilmesi için zorunlu olan örgütlenme (Teşkilatlanma) konusunda halkı korkutmayı, güç birliğinden, dayanışmadan uzak tutmayı başardı !..
Bugün yapılacak bir araştırmada, örgüt denince, halkın daha çok silahlı şiddet (Terör) çetelerini işaret edeceği kanısındayım.
Oysa örgüt veya teşkilat; siyasal parti, dernek, vakıf, kooperatif, şirket, federasyon, konfederasyon, sendika, oda, baro ve birlik gibi tüzel kişiliklerin anahtar kelimesidir. Şiddetsiz iletişim anlayışının haklara ve yasalara dayalı ana hedefi olmalıdır örgütlenme veya teşkilatlanma.
“Gazetecilik Suç Değildir”
Türkiye’nin yüz akı gazeteci ve yazarlarından Mustafa Mutlu, Korkusuz Gazetesi’nin 1 Ağustos 2026 tarihinde yayınlanan ve 3 bölümden oluşan yazısının son bölümünde şu başlığı kullandı.
“Gazetecilik suç değildir; ama!”
“Gazetecilik Suç Değildir”, uzun yıllardır, Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Gazeteciler Cemiyeti (Ankara) başta olmak üzere, basınla ilgili dernek ve sendika şeklindeki demokratik kitle örgütlerinin seslendirdiği ve görüntü olarak da verdiği kısa ve çarpıcı (Slogan) bir söz.
Aslında, gazetecilik eğitimi almadığı veya alamadığı, gazeteciliğin, haberciliğin ve şiddetsiz iletişimin temel insan hakkı olduğunun bilincine varmadığı veya öyle yetiştirildiği için “iyi” olmayan yorumlar yapan, suçlayan ve karar verenlere karşı şiddetsiz bir tepki, şiddetsiz direniştir bu söz.
Usta ve güzel yürekli yazar Mustafa Mutlu, muhalefet partilerine ve siyasetçilerine, iktidarı destekleyerek muhalefet eden iki gazetecinin tutuklanmalarına değindiği yazısında bu ara başlığı kullandı.
Mustafa Mutlu’nun, yazısının bu bölümünde, gazeteciliğin suç olmadığını haykıran meslektaşlarını desteklediği, halkın içinde hayat bulan, ancak şiddet içermeyen görüş ve eylemlere düşmanca saldıran siyasetçilere ve gazetecilere nazikçe, şiddetsiz ifadelerle karşı çıktığı kanısındayım.
Hem “iyi” yüreklere, hem “iyi” yürek taşıyan gazetecilere, yazarlara yakışır bir duyarlılıkla, suçlamadan, yargıyı etkilemeye (!) çalışmadan.
Yargıyı Etkilemek
Gazeteciliğin gerçekten suç olmadığını benimsemiş bir insan olarak, yazı ve haberleri, “yargıyı etkilemeye çalışmak” şeklinde algılayan, hatta gazetecilik yaptığı halde, meslektaşlarımı bu şekilde suçlayan, onların ifadeye çağırılmalarına, gözaltına alınmalarına, tutuklanmalarına, hapislere konmalarına neden olanları gördükçe bende oluşan duyguları tanımlayacak kelime bulamıyorum. Bulduğumda ise kullanmak istemiyorum.
Etkilemek veya etkilenmek. Olacak iş mi bu!..
Milletvekili olmuş, parti genel başkanı seçilmiş, savcı ve yargıç gibi “iyi yürek, bilgi ve donanım” gerektiren duyarlı, insancıl meslekleri kazanmış insanların, kadın veya erkek, birilerinden etkilenerek veya birilerinden korkarak karar verebileceklerini, bundan dolayı görüşlerini dile getiren insanları, hukukçuları, gazetecileri veya siyasetçileri suçlayacaklarını ve cezalandıracaklarını düşünmek, bir şekilde dillendirmek, her şeyden önce yargı mensuplarına ve yargı sürecine karşı büyük bir haksızlıktır.
Şunu da düşünebilmeliyiz.
Yargıyı etkilemeye çalıştığı söylenen insanlar, görüş ve belgeleri ile yargı sürecine belki olumlu katkılar yapacaklardır. Bu katkıların, sadece savunma avukatları ile sınırlı kalmaması, şiddetsiz iletişim biliminin yöntemlerinden de yararlanılması gerektiği düşüncesindeyim,
İtiraf, gizli tanık ve kanıtsız ifadelerin neden olabildiği büyük haksızlıkların yaşandığı Türkiye için bu gereklilik bana göre doruklara yükselmiştir.
Gelecek yazımda, usta gazeteci Mustafa Mutlu’nun “Gazetecilik suç değildir; ama!” diye son derece insancıl olarak yaklaştığı konuda somut birkaç örnek vermeye ve bu örnekleri, insancıl yorumlarla paylaşmaya çalışacağım.
Haydi, her yerde ve her zaman, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, kamu yönetimlerinde, gönüllü kuruluşlarda (STK) yer alanlar, sevgi ve dostlukla yaşanacak Türkiye ve Dünya için, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi!