“Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanlığına, Çankaya-Ankara.
Öncelikle, iyi dileklerimi sunarım.
Spor, gençlik, gönüllülük, gazetecilik, demokrasi ve şiddetsiz iletişim alanlarında “Evim” bildiğim Türkiye’ye katkılar yapmaya çalışan bir gönüllü olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nden başka hiçbir siyasal partiye üye olmamıştım.
1994 yılında, onurla andığım Bülent Ecevit’in Genel Başkanı olduğu Demokratik Sol Parti’den Altındağ Belediye Başkan adayı, 2002 yılında Ankara 2. Bölgeden milletvekili adayı olduğum yıllarda bile Parti üyeliği yapmadım.
Ancak, 1943 yılında doğan bir insan olarak ömrümün final yıllarını, hiçbir kişisel beklenti düşünmeden Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olarak yaşamak istedim, bu nedenle daha önce oturduğum Mamak ilçesine üyelik başvurusunda bulundum. Şimdi ise Çankaya sınırları içinde oturuyorum.
Yetkisi tartışılan bir mahkeme kararı ile Genel Başkanlığa gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nu, bir görüşmede, 6’lı masa nedeniyle kutlayan ve Cumhurbaşkanlığına aday olmakla hata ettiğini söyleyen bir insanım.
Mutlak Butlan kararı sonrası CHP Yönetimine gelenlerden, öncelikle uzun olmayan bir süreçte Kurultay toplamasını beklerken, tartışılması ve kullanılamaması gereken yetkilerle (!) il ve ilçe yönetimlerinin görevden alınmasından, bazı milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin, hızlıca, üstelik “hak, hukuk, adalet” kavramlarına yakışmaz bir şekilde üyelikten çıkarılmasından dolayı duyduğum şaşkınlığı ve üzüntüyü sanırım yaşamımın kalan süresinde asla unutamayacağım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve bazı arkadaşlarının, iddianamesi bile hazırlanmamış veya yargılanmaları sonlanmamış CHP’li belediye başkanları ve üyeleri için, iktidar yanlılarının yaptıkları gibi iddiaları onaylayıcı, suçlayıcı ve zaten toplumun çok büyük kesiminin güvenmediği yetkili organları ve yargıyı etkileyici ifadeler kullanmalarından da çok büyük şaşkınlık, kaygı ve üzüntü duyuyorum.
Seçimle kazanamadıkları Genel Merkez yönetimine, toplumun çoğunluğunun kabullenemediği ve daha çok tartışılacak olan bir Mahkeme kararı ile getirilenler, asıl arınması gerekenleri görmezden gelerek CHP’nin arınması gerektiğini söyleyerek, milyonların aklandırdığı seçilmiş gönüllü kahramanları, sadece siyaset tarihine değil insanın tarihine geçecek, hatta insan hakları suçuna girebilecek söylem ve eylemlerde bulunmuşlardır.
Atanmış CHP yönetimi, Manisa Milletvekili ve seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarına karşı “şiddet” tanımına giren söylem ve eylemlerde bulunanların yönetimindeki bir siyasal örgütün üyesi olmak, yaşantısı boyunca sevgi, dostluk, huzur ve barışı savunmuş, hiç kimseye karşı tek kötü kelime kullanmamış benim gibi bir insan için olanaksızdır.
Sürdürülen tutum, davranış ve sözlerin diğer anlamının, annelerin, eşlerin, çocukların ve onlara güvenenlerin haksız korkular ve acılar içinde gözyaşı dökmelerine, suçsuz insanların bir daha geri gelmeyecek en değerli zamanlarını, ailelerinden, arkadaşlarından ve dostlarından uzakta, haklara aykırı koşullarda yaşamalarına onay vermek olduğu kanısındayım.
Yalan, iftira, hakaret, tehdit, kumpas ve sahteciliğin; bazı kamu görevlileri, özel kişiler, bazı kitle iletişim araçları ve o alanlardaki yönetici ve çalışanlar, iktidar mensupları ve taraftarlarınca, Türkiye’nin niteliğine, hiçbir dinsel inanç ve siyasal görüşe yakışmayacak derecede yoğunlaştırıldığı bir süreçte, CHP’nin, içindeki ve dışındaki kişilerin iş birliğine dayalı olduğuna inandığım bu hayret verici duruma düşmesinden, düşürülmesinden dolayı bende oluşan duyguları ifade edecek kelimeleri kullanmak istemiyorum.
Şu andaki CHP yöneticilerinin, gönüllü kahramanlar ve suçsuz olduklarına inandığım CHP’lilere karşı takındıkları ve hiç yakıştıramadığım düşmanca uygulama ve söylemlerine bakarak, yaşamım boyunca hiçbir yerden istifa etmemiş ve Butlan kararından önce bu Partideki varlığından onur duymuş birisi olarak, hayal kırıklığı içinde Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden ayrılıyorum.
Seçimi kaybetmiş olan bir kadronun, tartışmalı mahkeme kararı ile üstelik yakışmayan şiddet görüntüleri altında göreve gelmeleri yetmezmiş gibi suçlanan CHP’lilerin tutuksuz yargılanmalarının seslendirilmemesini de doğal karşılamıyorum.
Mahkeme kararı ile CHP yönetimine getirilmiş olanların, beklenmeyen tutum, davranış ve sözlerinin, Orta Doğu Bataklığının oluşmasında Türkiye’yi “baş” haline getirmek, kan ve gözyaşı dolu bir geleceğe taşımak isteyenlerin işlerini kolaylaştıracağı, içimizde, yakınımızda veya uzağımızda bulunan silahlı, örgütlü, paralı, ancak vicdansız ve akılsız insanların, üst aklın değil, alt akılsızlığın ortaklığında buluşanların, herkesin tahmin edemeyeceği karanlık ve gizli hedeflerinin bulunduğu, bunlara CHP’li görünen bazılarının bilerek veya bilmeyerek alet olduğu kuşkusu ve kanısı içindeyim.
Böyle bir süreçte, bugünkü CHP’nin üyesi olmayı kabullenmem mümkün değildir. Bağımsız, demokratik, laik, herkesin sağlıklı, mutlu ve güvende olduğu bir Türkiye’den yana emek ve ömür veren ve bundan sonra da verecek olan Cumhuriyet Halk Partisi üyelerine başarılar dilerim.
Yalan, iftira, hakaret ve sahteciliğin yaşanmadığı, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanan bir Türkiye dileği ve umudu ile ayrılma kararımı yazılı olarak bilgilerinize sunarım.”
İletişime Bir Örnek
İçinde şiddet olmayan her inanç ve siyasal görüşe saygı duyan, geçmişte yaşamış veya yaşamakta olan hiç kimseden nefret etmeyen bir sporcu, emekli, gazeteci-yazar ve toplum gönüllüsü olarak özel bir beklenti hedeflemeden, birkaç yıl önce üye olduğum CHP’den ayrıldığımı bildiren yukarıdaki metni bir gün önce Çevre Sokaktaki Ankara İl Başkanlığına götürdüm. Orada, dilekçeyi Çankaya İlçe Başkanlığına vermem gerektiği söylendi.
30 Temmuz 2026 Perşembe günü, Necatibey Caddesindeki Çankaya İlçe Başkanlığına gittim. Uzun süre beklememe karşın İlçe Başkanlığı açılmayınca iki sayfaya yakın dilekçeyi 5.katta bulunan giriş kapısına bıraktım.
Bu şekilde ve uzun sayılabilecek bir dilekçe ile Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden ayrılarak, yurttaşlar, üyeler, demokrasi ve siyasal partiler ilişkisine, geniş anlamda iletişim kavramına küçücük bir örnek kattığım kanısındayım.
Bu yazıyı okuyanların dikkatinden kaçmadığına inandığım bir duruma değinmek istiyorum.
CHP’den ayrılma dilekçesinde “İstifa” kelimesini kullanmadım. Çünkü, bugüne değin hiçbir tüzel kişilikten istifa etmedim. Bu nedenle, istifa kelimesini değil, aynı anlamdaki “ayrılmak” kelimesini kullanarak kendimce bir teselli aramaya çalıştım.
Haydi, sevgi, dostluk ve barış dolu, insana, hayvana, çevreye-doğaya yönelik insan şiddetinin yaşanmadığı Türkiye ve Dünya için her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, şiddetsiz iletişim, iş birliği ve dayanışma içinde…Haydi…