Aslında, yazının başlığı “Türkiye’den Karadeniz’e” veya “Türkiye’den Türkiye’ye” şeklinde de olabilirdi. Çünkü, bu yazıda, Türkiye’nin her yerinden Türkiye’nin her yerine gidenlerin veya sürekli aynı yerlerde yaşayanların ürettikleri çevre kirliliği işlenmektedir.
“Evlerden binalara, sokaklara, caddelere, köylere, mahallelere, kasabalara, kentlere, yaylalara, dağlara, ovalara, insanın bulunduğu her yere sevgi, dostluk, hoşgörü, barış, görüş ve inançlara saygı yayılırdı. Çevreye, doğaya, suya, toprağa, havaya, tüm hayvanlara, ırkı, kökeni, cinsiyeti, rengi, inancı ve yurttaşlık kimliği ne olursa olsun hiçbir insana şiddet olmazdı. Çünkü şiddeti yapacak insan da bulunmazdı.”
22 Mayıs 2026 tarihli ve “Rize’den Türkiye’ye” başlıklı yazımın bir bölümünde, gurur duyarak yukarıdaki ifadeleri paylaşmıştım.
Merkezi Ankara olan Rize Pazarlılar Derneği’nin, 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü, Sosyal Tesisinin açılışı ile Rize Dernekler Federasyonu’nun kolaylaştırıcılığında 7-10 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen Rize Günlerinde, şiddet barındırmayan farklı görüşlerin, sevgi, saygı, hoşgörü ve dostluk içinde yaşaması hedefi açısından çok güzel örnekler oluştuğu yönündeki izlenimlerime dayanarak böyle bir paylaşımda bulunmuştum.

Bugünkü yazımı ise üzüntü ve kaygı duyarak paylaşıyorum.
Çünkü, doğduğum ve çocukluğumun yaklaşık 10 yılını yaşadığım topraklarda, Rize, Pazar, Apso Köyü (Suçatı) ve çevresinde, 29 Mayıs-08 Haziran 2026 günlerinde, insan-çevre ilişkileri konusunda yeniden tanık olduklarım hiç de gurur verici değildi.
Çünkü, “Türkiye Küllük ve Çöplük Olmamalı” diyerek, arkadaşlarımla vermeye çalıştığım mücadelede, yazılarımda ve konuşmalarımda dile getirdiklerim konusunda gerekli adımların atılmadığını, muhtarlıklar dahil yerel yönetimlerin yetersizliklerinin, ilgisizliklerinin ve hatta sorumsuzluklarının sürdüğünü, aralarında iş birliğinin kurulmadığını, insan-hayvan ve doğa ilişkisinde “insanın vahşi” yüzünün değişmediğini yeniden yaşadım.
Çay bahçeleri, toprak veya asfalt yollar, sokaklar, dere kenarları, kıyılar, evlerin önleri, taksi ve dolmuş durakları, yeşilliklerle uyuşmayacak şekilde, sigara izmaritleri ve boş paketleri ile kentlerde üretilip güzelim Karadeniz’e taşınan yiyecek ve içeceklerden artanlarla dolu. Türkiye’nin değişik yerlerinden çay toplamak, inşaat ve onarım işlerinde çalışmak veya gezmek amacı ile Rize ve çevresine gidenler, bu güzelim yerleri küllük ve çöplük haline getirmek için bilinçsizliğin ve sorumsuzluğun doruğundan inmiyorlar, sanki örgütlü ve iş birliği içindeler.
O çay bahçelerinde ve yeşillikler içinde bırakılan sayısız gübre çuvallarının, pet ve cam şişeleri ile poşetlerin ürettiği çirkin görüntülerden nasıl rahatsız olmaz, bunların toprağa, suya ve doğadaki canlılara, hatta kendilerinin sağlığına verdiği zararları nasıl görmez Karadenizli?
Çok zamandır görmediğim fındık bahçeleri ve yaylalar da öyle mi acaba?
Çocukluğumda suyunu içtiğimiz derelere yüzmek için girmek bile yürek ister.
07 Haziran 2026 Pazar günü Trabzon’un Maçka ilçesi sınırları içindeki tarihi Sümela Manastırı’na gittik. Tırmanış yolu ve Manastırın yanındaki dolmuş duraklarının çevresinde hiç yakışmayacak çöplü görüntülerle karşılaşmak üzüntü verici. Görüşme fırsat bulduğum dolmuşların kaptanları da atılan izmarit ve çöplerden yakındılar. Ayrıca, onarılmak amacı ile doğallığı yitirilen Sümela Manastırı’nın durumu da gözlerimi ve yüreğimi rahatsız etti. Bu nedenle, Sümela Manastırı’na bir daha gitmemek kararı verdim.
Bir kez daha, bu topraklarda yaşamış, ancak savaş, kıyım, gözyaşı ve kan üretmemiş, sevgi, dostluk, huzur ve barış içinde yaşamak için ömür ve emek vermiş farklı insanlara, ırklara, inançlara ve kültürlere selam olsun.
Rize’den Karayolu ile Ankara’ya dönüşte Giresun’a yakın bir yerde durduk. Çevreyi izliyorum. Söndürülmeden atıldığı anlaşılan bir sigara izmariti güzelim yeşilin üstünde duruyor. O sigarayı içen, yeşile, yaşadığı veya geçtiği alanlara izmarit ve çöp atan insanın ve böyle davranan diğer insanların kişiliklerini incelemek ve bilimsel çözümler üretmek gerektiği kanısındayım. Keşke bu görüntü sadece o örnekle kalsa. 60 yıldan fazla sporcu, spor yöneticisi, gazeteci ve toplum gönüllüsü olarak, hemen hemen her çeşit araçla tüm Türkiye’yi gezen bir insanım. Çok az örnek dışında sevgili ülkemin her yeri aynı durumda.

Doğu Karadeniz insanı, çay üretmek için toprağa gereğinden fazla orantısız güç kullandı. Bir Kızılderili şefin “Beyaz adam paranın yenmediğini anlayacak” sözlerinden esinlenerek şunu söylüyorum. Doğu Karadenizliler, bir gün, yanlış çay politikasının toprağına, tatlı suyuna, havasına, ormanına, hayvanına, sebzesine, meyvesine, ekmeğine verdiği zararı ve paranın her şey olmadığını görecektir.
Karadenizli, yeşil alanların, ormanların ve derelerin büyüklüğüne güvenerek, birbirlerinden uzak evler inşa etmelerinin insanları birbirlerinden kopardığını, doğada yaşayan hayvanların beslenme, barınma, üreme ve temiz su alanlarına büyük zararlar verdiğini, onları göçe zorladığını, sayılarını ve türlerini azalttığını, böylece yaşadığı toprakların genlerini bozduğunu, kendilerinden sonra doğacak torunlarına kirli ve ürün vermeyen miraslar bırakacaklarını anlamalıdır.
Haydi, kamu yönetimlerinde ve yerel yönetimlerde çalışanlar başta olmak üzere, her yaştaki yöneticiler, uzmanlar, bilim insanları, öğrenciler, gençler, gazeteciler, hukukçular, emekliler, işsizler, siyasetçiler, çiftçiler, üreticiler, tüketiciler, anneler, babalar, kadınlar, erkekler, köylüler, kentliler, güzel ülkemin insanları; sigara izmariti ve çöp atılmamış temiz toprak, temiz orman, temiz köy, temiz mahalle, temiz kent, temiz cadde, temiz sokak, temiz göl, temiz deniz, temiz ırmak, temiz nehir, temiz hava, temiz doğa, “Temiz Türkiye ve Temiz Dünya” için, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…