Bu ülkede her gün yeni bir tartışmayla uyanıyoruz.

Siyasetin dili sertleşiyor, ekranlarda saatlerce aynı polemikler dönüyor, partiler birbirine cevap yetiştiriyor.

Kim ne söyledi, kim kime karşı çıktı, hangi siyasi hesap öne geçti...

Bütün bu gürültünün içinde ise sesi duyulması gereken bazı insanlar sessizce bekliyor.

Onlar gaziler...

Bu ülke için bedeninden bir parça veren insanlar.

Kimi genç yaşında kolunu kaybetti.

Kimi bacağını...

Kimi gözlerini...

Kimi ise ömrünün sonuna kadar taşıyacağı acılarla yaşamaya mahkûm oldu.

Onlar, bu ülke zor zamanlardan geçerken "ben varım" diyenlerdi.

Bugün ise aynı insanlar, yıllardır dile getirdikleri haklarını duyurabilmek için mücadele ediyor.

Öyle bir noktaya gelindi ki, seslerini duyurabilmek için açlık grevine başlamak zorunda kaldılar.

Ve bu süreçte bir gazimizi kaybettik.

İşte burada hepimizin önünde duran çok ağır bir soru var:

Bu ülke için canını, sağlığını, bedeninin bir parçasını ortaya koyan bir insan; hakkını alabilmek için neden bu kadar büyük bir mücadele vermek zorunda kalır?

Bu sorunun cevabı sadece bir kurumun ya da bir siyasi partinin meselesi değildir.

Bu, devlet anlayışının ve toplumsal vicdanın meselesidir.

Çünkü gaziler bir yardım bekleyen insanlar değildir.

Onlar acınacak insanlar hiç değildir.

Onlar, bu ülkenin kendilerine borçlu olduğu saygıyı ve hakkı isteyen insanlardır.

Siyaset meydanlarında milli değerlerden, vatan sevgisinden, fedakârlıktan çokça söz edilir.

Ama gerçek vatan sevgisi, sadece konuşmalarda değil; o fedakârlığı yapan insanların hayatına dokunabilmekle gösterilir.

Bir gaziyi törenlerde alkışlamak kolaydır.

Zor olan, onun yıllar sonra karşılaştığı sorunları çözmektir.

Zor olan, "Bizi unutmayın" demek zorunda bırakmamaktır.

Bugün ülkenin en önemli gündemlerinden biri, birbirine yöneltilen siyasi suçlamalar olabilir.

Ama unutulmamalıdır ki, bazı meseleler siyasetin günlük hesaplarının üzerindedir.

Bir gazinin hakkı, iktidar-muhalefet tartışmasının konusu değildir.

Bir gazinin onurlu yaşam mücadelesi, herhangi bir siyasi görüşün değil, bütün toplumun sorumluluğudur.

Çünkü devlet sadece güçlü olduğu günlerde değil, kendisine güvenen insanların zor günlerinde de varlığını göstermelidir.

Bir ülkenin büyüklüğü sadece yollarıyla, binalarıyla, ekonomik rakamlarıyla ölçülmez.

Gerçek büyüklük; kendisi için en ağır bedeli ödeyen insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.

Gaziler bugün bize sadece bir hak talebini anlatmıyor.

Aslında bize bir şeyi hatırlatıyorlar:

Vefa, sadece geçmişte yapılan fedakârlıkları hatırlamak değildir. Vefa, o fedakârlığı yapan insanları bugün yalnız bırakmamaktır.

Siyaset susar, gündem değişir, tartışmalar unutulur.

Ama bir gazinin hayatında açılan yara kapanmaz ama daha az acır hale gelebilir

Şimdi görev, bu sesi duyması gerekenlerdedir.

Bu ülkenin borcu ise onları bir ömür boyu unutmamaktır