Eskiden insanların en çok yakındığı şey zamansızlıktı. Günün yirmi dört saate sığmadığını söyler, yapılacak işlerin çokluğundan dert yanardık. Bugün ise aynı yirmi dört saatin içinde bambaşka bir eksiklik hissediyoruz. Zamanımız var gibi görünüyor ama dikkatimizi bir yerde tutacak gücümüz giderek azalıyor.

Bir kitabın ilk sayfasını açıyoruz, telefon ekranı aydınlanıyor. Bir sohbetin tam ortasındayken bildirim sesi duyuluyor. Haber okurken başka bir başlığa, oradan bir videoya, birkaç saniye sonra bambaşka bir konuya geçiyoruz. Gün bitiyor ama zihnimiz hiçbir yere tam olarak uğramamış oluyor.

Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, dikkat yoksulluğu.

Çünkü dikkat, insanın hayata gerçekten dokunmasını sağlayan en önemli sermaye. Sevdiğimiz birini dinlemek, çocuğumuzun anlattığı küçük bir olayı önemsemek, yaptığımız işe özen göstermek, bir manzarayı gerçekten görmek… Bunların hepsi dikkat istiyor. Dikkat olmadığında zaman geçiyor ama yaşanmışlık hissi geride kalmıyor.

Bugün herkes bizim dikkatimizi istiyor. Reklamlar, uygulamalar, ekranlar, başlıklar, bildirimler… Her biri birkaç saniyemizi alabilmek için yarışıyor. Çünkü artık en değerli yatırım aracı para değil, insanın odağı. Kimin dikkati daha uzun süre yakalanıyorsa, kazanan da o oluyor.

Fakat bu yarışın görünmeyen bir bedeli var. Uzun süre düşünmek zorlaşıyor. Sabır azalıyor. Bir fikrin üzerinde saatlerce durabilmek yerine birkaç saniyelik özetlerle yetinmeye başlıyoruz. Oysa büyük kararlar da güçlü ilişkiler de sağlam fikirler de aceleyle değil, dikkatle kuruluyor.

Belki de bu yüzden insanlar günün sonunda çok yorulduklarını söylüyor. Bedenlerinden önce zihinleri yoruluyor. Çünkü dikkat sürekli bölündüğünde insan dinlense bile tam anlamıyla yenilenemiyor. Sessizlik bile eskisi kadar sessiz gelmiyor.

Belki de artık kendimize verebileceğimiz en büyük hediye birkaç saat boş zaman değil, bölünmeyen birkaç dakikadır. Telefonun susması, ekranın kapanması, zihnin tek bir şeye odaklanabilmesi…

Çünkü zaman aslında hâlâ aynı hızla akıyor. Değişen, onu nasıl yaşadığımız.

Belki de gerçekten pahalı olan şey, kaç saatimiz olduğu değil, o saatlerin kaç dakikasını gerçekten yaşayabildiğimizdir.