Sabah gözümüzü açar açmaz yetişmemiz gereken şeyleri düşünmeye başlıyoruz. Mesajlar, işler, hedefler, planlar… Sanki bir an durursak her şey elimizden kayıp gidecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa hayat, sürekli koşanları ödüllendiren bir yarış pisti değil.

Kendimize öyle büyük bir kontrol yükü yüklüyoruz ki nefes almayı unutuyoruz. Her şeyi planlamak, her ihtimali hesaplamak, her sorunu daha yaşanmadan çözmeye çalışmak… Sonra da yorulduğumuzda bunun nedenini anlamıyoruz. Çünkü yorulan bedenimiz değil, zihnimiz oluyor.

Bazen bir işi bugün bitirmemek dünyanın sonu değildir. Bazen bir mesajı hemen cevaplamamak, her davete gitmemek, her sorumluluğu tek başına üstlenmemek de hayatın doğal bir parçasıdır. Sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışırken kendimizi kaçırıyoruz.

En çok da olacak şeyleri zorlayarak oldurmaya çalışıyoruz. Oysa bazı kapılar ne kadar uğraşırsan uğraş açılmaz, bazıları ise hiç beklemediğin anda kendiliğinden aralanır. Hayatın her anını kontrol edebileceğimizi sanıyoruz ama gerçek şu ki kontrol edebildiğimiz tek şey, olanlara nasıl karşılık verdiğimiz.

Belki de biraz eksik kalsın. Belki bugün yapılmayan yarın yapılsın. Belki de bazı şeyler hiç olması gerektiği için değil, biz çok zorladığımız için oluyor. Kendimizi sürekli aynı telaşın içine sürüklemek yerine bazen durmayı da bilmeliyiz.

Her şey tam zamanında olmak zorunda değil. Her plan kusursuz ilerlemek zorunda değil. Hayatın akışına biraz güvenmeyi öğrendiğimizde, omuzlarımızdaki yükün aslında ne kadar ağır olduğunu fark ediyoruz.

Belki de bugün kendine söylemen gereken tek cümle şu: Her şeyi kontrol etmek zorunda değilim. Bazı şeyleri zamana bırakabilirim. Çünkü hayat, bazen en güzel sürprizlerini sen plan yapmayı bıraktığında getirir.