İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgılarımızdan biri, hayatımızdan çıkan herkesin bir eksiklik bıraktığını sanmamızdır. Oysa bazen eksilen insanlar değil, yüklerdir.

Bir dostluk biter, üzülürüz. Bir ilişki sona erer, günlerce nedenini düşünürüz. Bir arkadaş uzaklaşır, kendimizi suçlarız. Sürekli aynı soruyu sorarız: "Neden böyle oldu?"

Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: "Ya böyle olması gerekiyorsa?"

Hayatımızdan çıkan insanlara karşı garip bir direncimiz var. Kapıyı kapatmak istemiyoruz. Kopan bağları yeniden bağlamaya çalışıyoruz. Mesafe koyanlara ulaşmaya, gitmek isteyenleri tutmaya, biten şeyleri sürdürmeye uğraşıyoruz. Çünkü kaybetmek istemiyoruz.

Ama bazen kayıp sandığımız şey, aslında kazancımızın başlangıcıdır.

Bir insanın hayatımızda kalması gerektiğine o kadar inanıyoruz ki, onun yokluğunda nelerin değişebileceğini hiç düşünmüyoruz. Belki o kişi gittikten sonra daha huzurlu olacağız. Belki daha özgüvenli, daha güçlü, daha mutlu olacağız. Belki de yıllardır fark etmediğimiz bir yükten kurtulacağız.

Fakat bunu bilemiyoruz.

Çünkü henüz yaşamadığımız bir geleceği, yaşadığımız alışkanlıklarla kıyaslıyoruz.

İnsan bilinmezi sevmez. Kötü de olsa tanıdığı düzeni, bilmediği ihtimallere tercih eder. Bu yüzden bazen mutsuz olduğu ilişkilerde kalır, yıprandığı dostlukları sürdürür, değer görmediği ortamlardan ayrılmak istemez.

Oysa hayat bazen yer açmak ister.

Yeni insanlar için.

Yeni başlangıçlar için.

Daha iyi günler için.

Bunun için de bazı şeylerin bitmesi gerekir.

Bir gemi su alıyorsa onu sonsuza kadar kurtaramazsınız. Sürekli kovalarla su boşaltabilirsiniz ama sorun ortadadır. Gemi çürük yapılmıştır. Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bazı şeyler kurtulmak için değil, son bulmak için vardır.

İşte insan ilişkileri de böyledir.

Bazı dostluklar ömrünü tamamlar. Bazı ilişkiler görevini bitirir. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretip gitmek için gelir.

Biz ise çoğu zaman gitmesi gerekeni tutmaya çalışırken kalması gerekeni kaçırırız.

Belki de bu yüzden her ayrılığı felaket gibi görmekten vazgeçmeliyiz.

Çünkü hayatın ters yüz olması, her zaman kötüye gittiği anlamına gelmez.

Bazen düzen sandığımız şey yanlıştır.

Bazen yıkım dediğimiz şey yeniden inşanın ilk adımıdır.

Ve bazen hayatımızın düzelmesi için önce bazı insanların hayatımızdan çıkması gerekir.