Aralarında varoluşsal bağ olan “vergi” kavramı ile “devlet” oluşumu birlikte ele alınmazsa konu çok eksik kalır.
İlk devletin oluşum sürecindeki sınıfsal ayrışmada ve topluluk içi ilişkilerin değişiminde, sıradan insandaki, “doğal güçler karşısındaki acizlik duygusunun yarattığı korkularla ürettiği verginin” rolü yadsınamaz bir gerçekliktir.
Korkuları değişse de insanın güç karşısındaki acizlik duygusu binlerce yıldır rolünü oynamayı sürdürüyor.
***
İlkçağda, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir toplulukta, insanlar bir araya gelip “hadi devlet kuralım” dememiştir. Binlerce yıl eşitlikçi ve özgür bir yaşam sürdüren insan toplulukları, önceki yazıda anlattığım süreçte sınıflara bölününce, az sayıda güç sahibinin çıkarları gerektirdikçe türeyen rahipler, komutanlar, bürokratlar ve askerlerin birlikteliğindeki örgütlülüklerle, devletler adım adım oluşmuştur.
Tarih anlatılarında sözü edilen kent devletlerinden imparatorluklara değin antik çağ devletlerini bugünkü “devlet kavramı” ile algılamak çok yanıltıcıdır. O devletlerin ne sınırları belirgindi ne yaygın örgütlülüğü ne de hukuku vardı. Hepsi, “güce boyun eğen, onlar için tanrısal bir zorunluluk ve hayatta kalma bedeli olan vergileri ödeyerek yaşamını sürdüren” çoğunluğun üzerine çöreklenmiş örgütlü güç koalisyonunun şiddet tekelinden başka bir şey değildi. Güçlü egemenlerin etkinlikleri, merkezden uzaklaştıkça azalır, orada başka egemen güçlerin alanı başlardı.
İnsanlardan, sunuları (vergileri) Tanrılar adına egemenler toplar, kendilerince kullanırlardı. Vergilerini Tanrılardan gelecek felaketlerden kaçınmak için veren insanları, bir de ödemezlerse alacakları korkunç cezalar ve uygulayacakları şiddetle sindirir, yine Tanrılar adına yeni vergiler (sunular) uydururlardı.
Artık her şey gibi toprak da Tanrılara aitti ve kullanımına ilişkin tek yetkili Tanrılar adına devlet, yani egemenlerdi. İnsanlar, o topraklarda çalışan kiracılardı. Binlerce yıldır olduğu gibi istedikleri yerde istedikleri gibi üretim yapamaz, ürettiklerinin çoğunu Tanrılar için arazi kirası ve vergi olarak verirlerdi.
İnsanların işgücü de karşılıksız çalışma ile, vergi ödeme biçimleri arasına girmişti. Belirlenen vergileri ödeyemeyenlerin üretim yaptıkları topraklar ellerinden alınır, kendileri ve aileleri köleleştirilirlerdi.
Mezopotamya’da, egemenlerin vergi ambarlarına giren çıkan mallar akılda tutulamayacak kadar çoğalınca doğan, kayıt altına alma gereksinimi ile Sümerler ilk yazıyı buldu, yazıcılar türedi. Arkeolojik kazılarda çıkan en eski çivi yazılı kil tabletlerin, ambara giren vergilere (sunulara) ilişkin belgeler olması rastlantı değildir.
***
Atalarının, yerleşik yaşama geçiş dönemlerindeki eşitlikçi ve özgür yaşamları konusunda bilgileri var mıydı bilinmez ama o çağdaki insanların bu devlet düzeninden hoşnut oldukları düşünülemez.
O hoşnutsuzluk yalnızca devlet zorbalığı ve şiddetiyle bastırılmıyor, egemenlerin çeşitli söylemlerle canlı tuttukları Tanrıların gazabı ve dışarıdan gelecek saldırılar ile toplulukta çıkabilecek kaoslar gibi çeşitli korkular, insanlara sürekli “güç karşısındaki acizliklerini” anımsatıyordu. Topluluklar vergiyi, bu güvenli düzenin sürmesi için katlanılması ve çaresiz ödenmesi gereken bir haraç olarak görüyordu.
Bütün bunlara karşın, “belgelenmiş ilk halk hareketleri ve sınıf çatışmaları” diye tarihe geçen;
- M.Ö. 2400’lerde, Mezopotamya kent devletlerindeki -Sümer dilinde özgürlük anlamına gelen- “Amargi" ve Borç Sildirme İsyanları,
- M.Ö. 1739 dolayında Babil’deki Güney Sümer İsyanı,
- M.Ö. 1159’da Mısır’da Krallar Vadisindeki Anıt Mezar inşaatlarında yapılan ve işçi sınıfı tarihindeki bilinen ilk grev olan direniş ve eylemler
gibi, vergi karşıtı büyük isyanlar oldu.
Bunların çoğu devlet şiddetiyle vahşice bastırıldı. Kalanları da ya egemenlerin isyancılarla “uzlaşır göründükleri” ustaca yaklaşımlarla verdikleri birkaç ödünle söndürüldü ya da karışıklığı fırsata çeviren komşu devletlerin saldırıları karşısında yenilgiye uğradı, “kurulu düzen” korundu.
***
Tarihte, vergilere karşı ilk ayaklanma olmasıyla ünlenen isyan Mezopotamya kent devletlerinden Lagaş’ta yaşandı.
MÖ 3. Binde, Lagaş kralı Lugalanda döneminde vergiler o denli abartılmıştı ki, koyun kırkmadan, balık tutmadan vergi alınıyordu. Yakını ölenler, cenazeyi mezarlığa gömmek için büyük miktarda vergi vermek zorunda olduğundan, çoğu ölülerini nehre atıyordu.
MÖ 2400 yıllarında Lagaş halkı Urukagina önderliğinde isyan etti ve Lugalanda’yı devirdi. Yeni kral Urukagina, yönetime gelir gelmez vergileri sıfırlayarak, el konulan topraklarını insanlara geri vererek ve köleleştirilen vergi borçlularını serbest bırakarak, Tanrılar adına vergi toplayıp devasa servet edinen egemenlerin sömürü düzenini çökertti.
Tarihçilerin, “ilk yazılı hukuk kurallarını yazan kişi” olarak tanıttığı Babil kralı Hammurabi’den 600 yıl önce Lagaş kralı olan Urukagina, sosyal adaleti sağlamayı, din adamlarının yolsuzluklarını ve rüşveti önlemeyi, uydurma vergileri kaldırmayı, vergi borcu nedeniyle köleleştirmeye son vermeyi, insanları ezen düzeni değiştirmeyi amaçlayan ilk yazılı özgürlük yasasını yayınladı.
Günümüzdeki “kurulu düzen” tarihçileri, Hammurabi’yi öne çıkarırken, binlerce yıl önce hakça bir düzen kuran Urukagina'yı ya görmezden gelir ya da değersizleştirmeye çabalarlar. Onu, “bütçeyi yönetemeyen, vergileri sıfırlayarak, kaynak ayırmayıp orduyu zayıflatan beceriksiz bir lider” olarak tanıtır ve bu nedenle kurduğu düzenin yaşamadığını anlatırlar.
Urukagina’nın yasalarla getirdiği adalet ve özgürlük koşullarının uzun sürmediği doğrudur ama nedeni bu tarihçilerin anlattıklarından çok farklıdır.
Lagaş'taki yeni düzende güçlerini, çıkarlarını, el koydukları toprakları ve kölelerini yitiren egemenler koalisyonu, eski düzeni geri getireceğini umdukları komşu kent Umma’nın kralı Lugalzaggesi ile iş birliği yaparak tarihin ilk sınıfsal ihanetini gerçekleştirdiler.
İçeriden ihanete, dışarıdan Umma’nın saldırısına uğrayan Lagaş’ın zayıf ve parçalanmış ordusu yenildi, kent işgal edildi ve bağımsızlığını yitirdi. Lagaş’ı topraklarına katan Lugalzaggesi, beklendiği gibi eski düzeni geri getirerek, sömürgen egemenlere ihanetlerinin karşılığını ödedi.
Lagaş artık bağımsız değildi ama egemenlerin düzeni korunmuştu.
Onlar gibi, insanların vergileriyle vurgun vuranlar, “Tanrısal” güçleri kullanarak ya da silahlı güçlerle toplumda egemen olanlar, oraya buraya saldıranlar, güçsüzler üzerinde hegemonya kuranlar, yandaşlar, hainler, tarih boyunca hiç bitmedi.
Ancak, bu eşkıyalara karşı çıkanlar da hep var oldu. Tarih, egemenlere ve düzenlerine karşı yığınla direnişe tanık oldu; yaşamı hep direnenler değiştirdi.
Bakalım, bugünlere gelirken neler nasıl değişti?
Devam edeceğim.