H. Cengiz TÜRKSOY

Yazının bulunuşundan matbaanın 15. Yüzyıldaki icadına değin geçen binlerce yıl, okur yazarlık seçkinler arasındaki sınırlı sayıda insanın ayrıcalığıydı. Sözlü kültürle yaşayan toplumlar, her türlü bilgiyi onların “süzgeçten geçirip” anlattığı kadarıyla öğreniyordu.

Orta Çağ’ın sonunu getiren iktisadi, toplumsal ve bilimsel gelişmelerin en önemlilerinden birisi olan matbaanın bulunuşu ve kısa sürede Avrupa’da yaygınlaşması sonucunda okuryazarlık arttı. Okuma yazmayı öğrenen insanlar, zaman içinde kitap okuma alışkanlığı gibi çok değerli bir özellik kazandı ve bilgi, seçkinlerin tekelinde kalmaktan çıktı.

Okuma alışkanlığı insanlarda, toplumdaki farklılıkların nedenlerini algılama, sınıf bilinci kazanma, egemenlerin egemenliklerini sorgulama, başkalarının varlığını kabullenme, özgün düşünce üretme ve uzun erimli planlar yapmanın vb. yolunu açarak Aydınlanma Çağı’nı başlattı. O döneme değin, dünyayı akılcılıktan, bilimden, bilimsel bilgiden, analitik düşünceden uzak, salt inanç ve dogmalarla algılayan insanlardan oluşan toplumlar, bu çağda “kör karanlıktan” kurtuldu. Felsefi düşünceler çeşitlendi, pozitif bilimlerdeki gelişmeler, yeni arayışlar, buluşlar hızlandı.

Liberal demokrasi, sosyalizm, sekülerlik, laiklik, devrim, insan hak ve özgürlükleri vb. kavramlar, yeni düşünceler bu aydınlanmanın ürünleri olarak ortaya çıktı.

Son 600 yıllık dünya tarihi, okuma alışkanlığının yaygınlaşmasıyla yaşamı aydınlanıp renklenen toplumların aynı aydınlanmayı yaşamayan toplumlardan nasıl farklılaştığını gösteren örneklerle doludur.

Ancak, 15. Yüzyıldaki teknolojik bir buluşun büyük katkısıyla yaygınlaşan ve yüz yıllar içinde derinleşerek kültür bileşenine dönüşen okuma alışkanlığı, 20. Yüzyıldaki bir başka teknolojik buluş sonucunda, okunan metinlerin türü ve derinliğinin değişmesiyle günümüzde başka bir nitelik kazanmakta gibi görünüyor.

***

20. Yüzyılın son çeyreğinde geliştirilen bilişim alanının donanım ve yazılım ürünleri, aslında, “Yeni Dünya Düzeni” adı verilen, uluslararası mali sermayenin küresel bütünleşmesine kolaylık sağlama amacıyla üretilmelerine karşın, herkesçe Johannes Gutenberg’in matbaasından bu yana, insanlığın dönüşümüne yol açacak ikinci en büyük teknolojik sıçrama olarak görülmüştü.

Bu gelişmenin iletişimde sağlayacağı kolaylıklar sayesinde;

· Elde edilen ham veri kolayca anlamlı bilgilere dönüştürülebilecek.

· İhtiyaç duyulan her bilgiye, herkes hızlı biçimde ulaşabilecek,

· Hiçbir bilgi gizli/saklı kalmayacak,

· Bilgi, elektronik ortamda güvenli ve hızlı bir şekilde paylaşılabilecek, herkes herkesle anında haberleşecek, veri alışverişinde bulunacak,

İnsanlık yeni bir Aydınlanma Çağı yaşayacaktı.

***

Beklentiler günümüzde gerçekleşmiş görünüyor ama yeni bir Aydınlanma Çağı’nda mıyız, görelim.

Bilişim alanındaki gelişmeler, mali oligarşinin arzuladığı gibi bütünleşen sermayenin tüm dünyada 24 saat kesintisiz süren hareketliğini sağlıyor. Aynı teknolojik buluşlar insanlara, her konuda meraklarını gideren, sorularına karşılık olan yanıtları bir “tıklamayla” bulacakları bilişim ortamı sunuyor.

Ama bu gelişme yeni bir Aydınlanma Çağı’nı başlatmak yerine, hiç akla gelmeyen başka bir değişimin yolunu açtı.

“Derin okumanın” yerini “tıklama” aldı.

“Tıklama kolaycılığı” yaygınlaştıkça, uzun ve derin okumalar için zaman ayıran, kendisine özgü düşünceler üreten insanların sayısı bütün toplumlarda azalıyor.

· Çoğu insan, bir “tıklamayla” ulaştığı birkaç cümlelik ilk bilgiyle yetiniyor; konuyu öğrendiğini sanıyor, eleştirel düşünme, aynı konudaki farklı bilgileri arama zahmetine katlanmıyor.

· Kolayca ulaşılan o ilk bilgileri kimlerin, hangi süzgeçten geçirerek ve ne amaçla paylaşmış olabileceği sorgulanmıyor.

· Roman okumaya düşkün olanların bile birçoğu, internette sunulan sesli romanları ya da roman özetlerini araç kullanırken, yürüyüş sırasında, evde iş yaparken vs. dinleyerek kitap okuma alışkanlığından uzaklaşıyor.

· Basılı gazete okuyanlar yok denecek kadar azaldı.

· Yeni bir Aydınlanma Çağı beklenirken, bilişim teknolojisinin olanakları ile kurulan “Dijital Çağ’da”, insanların kitap okuma alışkanlığı azaldıkça aydınlığın gökkuşağı renkleri soluklaşmaya başladı.

***

600 yıl önce kuyumcu Gutenberg, borç parayla ilk matbaa makinesini yaratırken; gerçek bilgiyi küçük bir azınlığın tekelinden çıkarıp toplumu aydınlığa götürecek yolun kapısını açmayı amaçlamış mıydı bilinmez ama bunu başarmıştı. Kendileri için “tehlikeyi” gören dönemin egemeni kilisenin ve çevresindeki soylu seçkinlerin endişeli tepkilerine karşın matbaa kısa sürede yayıldı. Gerçek bilginin açlığını çeken meraklı insanlar okuma yazmayı öğrendi, daha önce elde yazılarak az sayıda çoğaltılan kitaplar binlerce basılarak herkese ulaştı.

Kitap okuma alışkanlığının yaygınlaşmasıyla oluşan “derin okuma kültürü”, egemenlerin iktidarını mutlaklaştıran “sözlü kültürün” yerine geçti. Okuma alışkanlığı gelişenler kendilerine anlatılanları sorguluyor; araştırıyor, farklı görüşleri de öğreniyordu. Yalnızca bilgi edinmekle kalmıyor; yazılanları irdeliyor, eleştiriyor, üzerinde düşünüyor, kendilerine özgü yeni düşünceler üretiyordu. Aydınlanma Çağı bu değişimin üzerinde yükseldi.

Bilişim alanındaki günümüzün ürünleri ise topluma egemen olanların büyük parasal desteğiyle olağanüstü gelişiyor ve asıl olarak, değişim için yatırım yapan mali sermayeye hizmet ediyor. Değişim sürdükçe, günlük iletişim ve yaygın bilgilenme akıl almaz biçimde kolaylaşıyor.

Bu durum, ilk bakışta “muhteşem” bir gelişme gibi görülse de “insan doğasındaki kolaycılığı” harekete geçirerek “okuma alışkanlığını” köreltiyor. İnsanların düşünce evreni, akıllı telefonları ve bilgisayarlarıyla eriştikleri internette geçirdikleri saatler boyunca kendilerine aktarılan, süzgeçten geçmiş özet bilgilerle biçimleniyor.

Görsellerle, kısa mesajlarla, kitap özetleriyle yetinen, her sorusunun karşılığını “yapay zekanın” yanıtlarında bulan ve böylece, araştırarak, okuyarak ve düşünerek kitap sayfalarında aramanın zahmetinden kutulan insanlar arttıkça, toplumlardaki “derin okuma kültürü” yavaş yavaş yüz yıllar öncesinde kalmış “sözlü kültüre” dönüşüyor.

***

BU BÜYÜK TEHLİKE

Kitap okuma alışkanlığı kişisel bir tercih ama toplumda yaygınlaşması, yalnızca bireysel düşünme becerisini kısırlaştırmakla kalmaz, toplumsal özgürlükleri de tehlikeye sokar. Çünkü, sorgulamanın ve eleştirel aklın temelini oluşturan derin okuma kültürünü yitiren halklar hazır kalıplarla yetinen, sorgulamayan, her türden yönlendirmeye açık kitlelere dönüşür. Bu da egemenlerin iktidarlarını mutlaklaştırır; özgürlükler sessizce daraltılır, hukukun üstünlüğü, adalet, demokrasi ve insan hakları biçimsel bir kabuğa indirgenir.

Gutenberg’in matbaası ile başlayan Aydınlanma Çağı dönemin egemenleri için tehlikeydi ve korktukları başlarına geldi. Bilişim teknolojisindeki gelişmelerle yaşanan Dijital Çağ’ın tehlikesi ise hepimizi ilgilendiriyor.

Kitap okumak yeniden yaygın bir kültür, bir alışkanlık, bir toplumsal değer haline getirilirse, tehlike savuşturulur ve “Dijital Çağ”, başlangıçta beklendiği gibi yeni bir Aydınlanma Çağı’na dönüşür.

Kitap okumayan toplum özgürlüğünü kaybeder.

Umarım bizim de korktuğumuz başımıza gelmez.