Futbol popülaritesi kadar aynı zamanda acımasız da bir oyun. Bir turnuvada erken elendiğinizde herkes sizi başarısız ilan ediyor. Oysa zaman geçip taşlar yerine oturduğunda aynı hikâyeye bambaşka bir pencereden bakabiliyorsunuz.

İşte 2026 Dünya Kupası bize tam da bunu gösterdi.

Kupayı kazanan İspanya’yı finalde izlerken aklımdan tek bir düşünce geçti: “Meğer ‘Bizim Çocuklar’, o kadar da kötü değilmiş...

Evet, İspanya, Arjantin karşısında belki futbol tarihinin en ilginç finallerinden birini oynadı. Arjantin savunmayı kusursuz yaptı, oyunu kilitledi ama hücum adına neredeyse hiçbir şey üretemedi. Maç boyunca rakip kaleyi tehdit edecek tek bir organizasyon geliştiremedi, isabetli şut atma fırsatı bile bulamadı.

Sonuçta futbol da sonunda adaletini gösterdi ve İspanya, ikinci uzatma devresinde bulduğu golle kupaya uzandı ve dünya şampiyonu oldu.

Fakat bu şampiyonluğun bizim açımızdan da ilginç bir tarafı var.

Hatırlayın lütfen. Dünya Kupası Avrupa Elemelerinin E Grubu’nda İspanya ile aynı gruptaydık. Altı maçlık grup mücadelelerinde beş galibiyet alan İspanyollar yalnızca bir kez puan kaybetti.

O da bize, ‘Bizim Çocuklar’a karşı. Hem de kendi evlerinde?

Üstelik kalelerinde gördükleri iki golün ikisini de Ay Yıldızlılardan yediler. Sonra Dünya Kupası başladı. Grup maçları, son 32, son 16, çeyrek final, yarı final ve Arjantin karşısında oynadığı final tüm maçlarını kazandı.

Yani eleme grubundan Dünya Kupası finaline kadar uzanan süreçte önüne çıkan herkesi devirdi.

Ama bu kusursuz yürüyüşte puan kaybettikleri, evinde kalelerinde iki gol gördükleri ve gerçek anlamda zorlandıkları tek takım biz olduk ve bu turnuvaya biz de büyük umutlarla gittik. Avustralya ve Paraguay maçlarında ürettiğimiz sayısız pozisyon ve çektiğimiz atmışın üzerinde şuta rağmen golü bulamadık. Erken veda ettik ve doğal olarak hayal kırıklığı yaşadık. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki aslında dünyanın en iyisine karşı hiç de ezilmemiş, tam tersine İspanyolların canını en çok sıkan takım olmuşuz.

Elbette bu erken elenişimizin üzerini örtmez. Sadece, başarısızlığı irdelerken, fotoğrafın tamamına bakmamız gerektiğini ifade eder.

Çünkü bazen birkaç santimetre, bazen direğin içiyle dışı, bazen de biraz daha fazla özgüven, bir takımın kaderini tamamen değiştirebilir. Belki de bizim eksiğimiz kalite değil, o kaliteyi sonuca dönüştürebilecek soğukkanlılıktır.

Evet, sonuçta İspanya, oyunun mutlak hakimi olduğu Arjantin önünde kazandı ve 2010’dan sonra ikinci kez Dünya şampiyonu olma gururunu yaşadı.

Açık konuşmak gerekirse, ben ‘kibir abidesi’ Messi ve arkadaşlarının yerine, Filistin’de yaşanan ve İsrail’in neden olduğu insanlık dramı karşısındaki duruşu nedeniyle İspanya’nın kupayı müzesine taşımasından mutlu oldum.

Kalın sağlıcakla.