Dünya Kupası yine futbolun neden dünyanın en büyük oyunu olduğunu hatırlatıyor. Tribünler doluyor, ekran başındaki milyonlar farklı coğrafyalardan gelen takımların hikâyelerine ortak oluyor. Kimi ülkeler yeni yıldızlarını vitrine çıkarırken, kimileri yılların emeğinin karşılığını almaya başlıyor. Yani, sadece futbolcuların değil, ülkelerin futbol akıllarının da yarıştığı daha net görülüyor.

Büyük beklentiler ve önemli umutlarla katıldığımız organizasyonda A Milli Takımımız için tablo daha farklı. Avustralya ve Paraguay yenilgileri nedeniyle beklenenden erken bir şekilde sahneden çekildi. Elbette futbolda kazanmak kadar kaybetmek de var. Ancak mesele sadece iki mağlubiyet yaşamış olmak değil. Asıl üzerinde durulması gereken nokta, bu sonuçların Türk futbolunun yıllardır çözülemeyen sorunlarını yeniden gözler önüne sermesidir.

Aslına bakılırsa bu tartışmalar bize yabancı değil. Başarı geldiğinde geleceğe dair umutlarımız büyüyor, işler kötü gittiğinde ise aynı eksiklikleri yeniden konuşuyoruz. Fakat yıllardır tekrarlanan sorunların hâlâ çözüm bekliyor olması, artık daha derin bir muhasebeyi zorunlu hale getiriyor.

Dünya Kupası’ndaki örneklere bakmak bile bunu anlamak için yeterli. Başarılı ülkelerin arkasında günübirlik kararlar değil, uzun yıllara yayılan planlamalar bulunuyor. Altyapı yatırımları, oyuncu gelişim programları, eğitim model ve futbol kültürü bir bütün halinde ilerliyor. Modern futbol artık yalnızca yetenekli oyuncular yetiştirmekten ibaret değil. Bilimsel çalışma, organizasyon, disiplin ve sürdürülebilirlik başarıyı belirleyen asal unsurlar arasında yer alıyor.

Bizde ise çoğu kez kısa vadeli hesaplar öne çıkıyor. Kulüpler ekonomik sorunlarla mücadele ederken, teknik direktörler sürekli sonuç baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Genç oyuncuların gelişim süreçleri çoğu zaman sabırla desteklenemiyor. Böyle bir ortamda kalıcı başarı beklemek de kolay olmuyor.

Futbolun güzelliği, sahadaki emeğin ve mücadelenin doğal sonucundan gelir. Ancak oyunun çevresini kuşatan ekonomik çıkarlar ve bahis odaklı yaklaşımlar da, futbolun taşıdığı değerleri her geçen gün biraz daha aşındırıyor.

Bizim Çocuklar’ın Dünya Kupası serüveni beklenenden erken sona ermiş olabilir. Fakat yapılması gereken, yaşananları yalnızca teknik heyete ya da futbolculara yükleyerek yeni bir suçlu aramak değildir. Çünkü sorun kişilerden çok daha büyük bir yapının içinde.

Birkaç parlak sonucun ötesine geçebilmek için sağlam temeller kurmak gerekiyor. Bu nedenle amaç, yaşanan hayal kırıklığını unutmak ya da sorumluluğu birkaç ismin üzerine bırakıp dosyayı kapatmak olmamalı. Asıl hedef, eksikleri doğru tespit edip Türk futbolunu sürdürülebilir başarıya taşıyacak yolu ivedilikle bulabilmek olmalıdır.

Kalın sağlıcakla…