"Ücreti Öderiz Yeter ki Tıp Olsun" Demeden Önce…

YKS tercih döneminde en çok duyduğum cümlelerden biri şu oldu:
"Parası önemli değil... Yeter ki tıp kazansın."

İnanıyorum ki bu cümleyi kuran her anne ve baba evladının geleceğini düşünüyor. Kimse çocuğu için kötüsünü istemez.

Ancak iyi niyetle kurulan bu cümle, bazen bizi asıl sormamız gereken sorulardan uzaklaştırabiliyor.

Mesele yalnızca "Tıp Fakültesini kazanmak" değildir.
Asıl mesele, nasıl bir tıp eğitimi alınacağıdır.


On gün boyunca kızımla birlikte farklı şehirlerde tıp fakültelerini gezerken bunu çok daha iyi anladım.
Özellikle devlet tıp fakültelerinde laboratuvarlar son derece moderndi büyük ve mükemmele yakındı. Aynısıni özeller için diyemeyeceğim.

Bazılarında kampüsler gerçekten etkileyiciydi.

Bazılarında ise binalar oldukça mütevazıydı.
Fakat şunu gördüm:
Bir üniversitenin büyüklüğü duvarlarının yüksekliğiyle ölçülmüyor.
Onu büyük yapan; yetiştirdiği hekimler, ürettiği bilim ve oluşturduğu akademik kültürdür.

Tercih döneminde ailelerin en büyük yanılgısı, puanla kaliteyi aynı şey sanmalarıdır.
Oysa puan sonuçtur.
Kalite ise süreçtir.

İyi bir tıp fakültesi; güçlü akademik kadroya, akredite bir eğitim programına, nitelikli öğretim üyelerine, yoğun klinik uygulama imkânına, araştırma kültürüne ve öğrencisini geliştiren bir eğitim anlayışına sahip olmalıdır.

Bir başka önemli gerçek ise şudur:
Başarı, başarıyı besler.
Akademik olarak güçlü öğrencilerin bulunduğu ortamlarda bilimsel rekabet artar.
Soru soran öğrenci çoğalır.
Araştırma yapan öğrenci çoğalır.
Üreten öğrenci çoğalır.
Ve sonunda iyi hekimler yetişir.

Elbette bu, düşük başarı sıralamasıyla yerleşen bir öğrencinin başarılı olamayacağı anlamına gelmez.
Azim, emek ve disiplin her zaman en büyük güçtür.
Ancak üniversitenin sunduğu akademik iklim de bu yolculukta çok önemli bir fark oluşturur.

Bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise akreditasyondur.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinde tıp eğitiminin kalitesi bağımsız kuruluşlar tarafından değerlendiriliyor.

Ülkemizde de bu görevi TEPDAD yürütüyor.
Akreditasyon; bir fakültenin yalnızca binasını değil, eğitim programını, öğretim üyelerini, klinik uygulamalarını, araştırma altyapısını ve mezun yeterliliklerini denetleyen önemli bir kalite göstergesidir.

Tercih yapacak her aile mutlaka şu soruyu sormalıdır:
"Bu fakülte akredite mi?"
Ama bununla da yetinmemelidir.

Eğitim hastanesi nasıl?
Akademik kadrosu ne kadar güçlü?

Öğrenci altı yıl boyunca ne kadar hasta görüyor?
Mezunları hangi hastanelerde görev yapıyor?

Bilimsel yayın üretimi hangi seviyede?
İşte bu soruların cevapları, tercih listesindeki sıralamadan çok daha değerlidir.

Bu üç yazıyı kaleme alırken bir eğitimci olarak konuşmadım.

Bir baba olarak yazdım.
Çünkü tercih masasında oturan her anne ve babanın gözlerinde aynı kaygıyı gördüm.

Her biri evladının iyi bir gelecek kurmasını istiyordu.
Ben de aynı duayı ettim.
Rabbim bütün evlatlarımızın yolunu açık etsin.

Onlara sadece diploma değil; bilgi, vicdan, merhamet ve ahlak sahibi olmayı da nasip etsin.

Çünkü yarın kapısını çalacağımız doktorlar, bugün tercih listesi hazırlayan bu gençlerdir.

Ve unutmayalım...
İyi doktorlar üniversitelerden mezun olur.
İyi hekimler ise; bilimin, emeğin, vicdanın ve insan sevgisinin içinde yetişir.

Tercih listesine yazılan her üniversite adı, aslında bir meslek seçimi değil, bir ömürlük yolculuğun ilk satırıdır.

Dilerim bütün gençlerimiz, sadece puanlarının değil; hayallerinin, emeklerinin ve vicdanlarının peşinden giden tercihler yapar.


Çünkü doğru tercih, sadece bir öğrencinin hayatını değil; yıllar sonra şifa bekleyecek binlerce insanın hayatını da değiştirecektir.

Yüce mevla, tüm evlatlarımızın emeklerini zayi etmesin. Gönüllerindeki hayallere kavuşmayı, doğru tercihler yapmayı ve ülkemize bilgisiyle, vicdanıyla, merhametiyle hizmet eden güzel insanlar olmayı nasip etsin.

Yolunuz ve bahtınız açık olsun sevgili gençler.