Eskiden insanlar ev sahibi olmak için borçlanırdı. Bugün ise mutfağındaki eksikleri tamamlayabilmek için kredi kartına sarılıyor. İşte Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı anlatan en çarpıcı fotoğraf budur.
Bankalar Birliği Risk Merkezi yine içimizi karartan rakamlarla genel bir tablo çizdi. Açıklanan verilere göre; vatandaşın bankalara olan toplam bireysel borcu, tüketici kredileri ve kredi kartı toplamı 7,1 trilyon lirayı aşmış. Kredi kullanan 44 milyon kişinin kişi başı ortalama borcu 160 bin liraya yaklaşmış ve nüfusun yarıdan fazlasının -yetişkinlerin yaklaşık yüzde 51’i- temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanarak hayatını idame etmeye çalıştığı sonucu ortaya çıkmış.
Bankalarca tahsil edilemediği için yasal takibe alınan bireysel borç tutarının 337 milyar liraya ulaştığı belirtilen raporda, geçim sıkıntısı nedeniyle eksi hesap kullanımı günlük 910 milyar lirayı aştığına tespit edilmiş.
Bu rakamların anlattığı tabloyu, Karar gazetesinde değerlendiren Prof. Dr. Davut Pehlivanlı’nın tespitleri daha da netleştiriyor.
Pehlivanlı, genel tabloyu değerlendirirken kitabın ortasında konuşmuş. Hoca; 2015’te nüfusun yüzde 33’ü bankalara borçlu olduğunu, bu oranın Nisan 2026’da yüzde 51 ulaştığını, borçlu sayısının ise 25 milyondan 44 milyona yükseldiğine dikkat çekmiş.
Geçmiş yıllarda ev, araba almak ve yatırım yapmak için borçlanan vatandaşların günümüzde, mutfak, giyim gibi temel ihtiyaçları karşılamak için kredi kartı ve ek hesaplara yüklendiğine dikkat çeken Pehlivanlı, bireysel kredilerdeki batık oranının iki kat arttığına ve her gün yaklaşık 7 bin kişinin icra takibine düştüğünü belirtmiş.
İstanbul’da yaşayanların yüzde 27’sinin, Ankara’nın yüzde 10’unun ve İzmir’in yüzde 7’sinin borçlu olduğunu dikkat çeken hocamız, mevcut borçlanma hızının devam etmesi halinde 2035 yılında bankalara borçlu olması beklenen yetişkin oranının yüzde 75’lere çıkacağı tahmininde bulunmuş.
Hayat pahalılığı karşısında alım gücü eriyen dar gelirli vatandaşların, geçimini sürdürebilmek için kredi ve kredi kartına yöneldiklerine işaret eden Pehlivanlı, yetişkin nüfusun yalnızca yüzde 14’ünün bankalara borcu olmadığına işaret ederek, bu tablonun her sekiz yetişkinden yaklaşık yedisinin bankalara borçlu olduğu anlamına geldiğini ifade etmiş.
Hoca, değerlendirmelerinin bir başka aşamasında borçlanmaların yapısına dikkat çekiyor. Geçmişte vatandaşların daha çok konut, taşıt veya diğer varlık alımları için kredi kullanırken, son yıllarda bu kredilerin toplam borç içindeki payının ciddi biçimde gerilediğini söylüyor.
Konut kredilerinde yüzde 26’dan yüzde 12’ye, taşıt kredilerinde yüzde 6’dan yüzde 1’e, ihtiyaç kredilerinde ise yüzde 43’ten yüzde 24’e düştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Pehlivanlı buna karşılık kredi kartları ile yapılan harcamalarında payın yaklaşık iki katına çıktığına işaret ediyor. Kredili mevduat hesabı olarak bilinen ek hesapların payının ise yüzde 13’e ulaştığını söyleyen Pehlivanlı, borçlarının yüzde 63’ünün kredi kartları ve ek hesaplardan oluştuğunu dikkat çekiyor.
Özetle;
Vatandaş zor bir ekonomik süreçten geçiyor. Rakamlar da zaten aksini söylemiyor Batık bireysel borçların yaklaşık iki buçuk yılda 6,8 kat artması, bireysel kredilerdeki batık oranının yüzde 1,7’den yüzde 4,3’e yükselmesi, ödeme sorununun en fazla ihtiyaç kredileri, kredi kartları ve ek hesaplarda görülmesinin tesadüf olmadığına işaret ediyor.
Her gün yaklaşık yedi bin kişinin icra takibine düşmesinin, en borçlu iller sıralamasında İstanbul, Ankara ve İzmir’e son yıllarda Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’ın eklenmesi de depremin yıkıcı etkisinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’de vatandaşlar, gelir ile gider arasındaki dengeyi artık ne yazık ki kuramıyor. Vatandaşlar, borcu borçla çevirme süreci içinde, kazandığıyla geçim etmek yerine, bir önceki borcunu eksiğiyle kapatıp yeniden borçlanıyor. Doğal olarak bu durumda borç makası giderek açılıyor. Her yıl yaklaşık 1.9 milyon kişinin borçlu hale geldiği günümüzde; mevcut borçlanma hızının bu şekilde sürmesi halinde gelecek on yıl içinde yetişkinlerin yüzde 70 ila 75’inin bankalara borçlu olacağını da ifade ediliyor.
Borç artık istisna olmaktan çıktı; hayatın olağan parçasına dönüştü. İnsanlar geleceğini inşa etmek için değil, bugünü çıkarabilmek için borçlanıyor. Bir ülkenin ekonomik sağlığını gösteren en önemli ölçü de tam burada gizlidir. Çünkü vatandaşın cebindeki eksik, istatistik tablolarıyla değil, mutfaktaki tencereyle ölçülür.