Dünya hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor, yapay zekâ hayatın her alanına giriyor, üretim biçimleri değişiyor, yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Dün hayal gibi görünen pek çok uygulama bugün günlük yaşamın sıradan bir parçası haline geliyor.

Ne var ki biz bu büyük dönüşümü çoğu zaman tribünden izleyen seyirciler gibi takip ediyoruz. Oysa geleceğin meslekleri bugünden şekilleniyor. Artık yalnızca diploma sahibi olmak yeterli görülmüyor. Bilgiyi kullanabilen, teknolojiye uyum sağlayabilen, sürekli öğrenen ve kendini geliştiren insanlar ön plana çıkıyor. Dijitalleşme, büyük veri, yapay zekâ, robotik sistemler, biyoteknoloji ve sürdürülebilirlik gibi alanlar, yalnızca yeni teknolojiler üretmiyor; aynı zamanda bugüne kadar adını bile duymadığımız yeni meslekler ortaya çıkarıyor.

Bugün birçok üniversite geleceğin ihtiyaçlarını dikkate alarak yeni bölümler açıyor. İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü, Dijital Dönüşüm Elektroniği, Kurumsal Bilişim Uzmanlığı, İnsansız Araç Teknikerliği, Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği ve Sağlık Turizmi İşletmeciliği bunlardan yalnızca birkaçı. Bunlara; Otonom Sistemler Teknikerliği, Bulut Bilişim Operatörlüğü, Robotik ve Yapay Zekâ, Yapay Zekâ Operatörlüğü, Oyun Geliştirme ve Programlama, E-Ticaret ve Pazarlama, Akıllı Şehir Teknolojileri, Raylı Sistemler İşletmeciliği gibi onlarca yeni meslek alanını da eklemek mümkün.


Dikkat edilirse bu mesleklerin ortak noktası, insan gücünü teknolojiyle buluşturmasıdır. İklim değişikliği yeşil enerji uzmanlarını, dijitalleşme veri analistlerini, yapay zekâ ise bambaşka uzmanlık alanlarını doğuruyor. Dün olmayan meslekler bugün öğrencilerin tercih listelerine giriyor; bugün var olan birçok mesleğin ise önümüzdeki yıllarda tamamen dönüşeceği öngörülüyor.

Asıl mesele de burada başlıyor. Biz geleceğin mesleklerini konuşurken, eğitim sistemimiz hâlâ geçmişin alışkanlıklarıyla yol almaya çalışıyor. Ezbere dayalı anlayış, sorgulamayan birey yetiştiren yapı ve sürekli değişen eğitim politikaları gençleri geleceğe hazırlamak yerine belirsizlik içinde bırakıyor.

Çocuklarımızı yapay zekâ çağında yaşatacağız; ama onları hâlâ ezber yarışına sokacağız. Dijital dünyanın mühendislerine ihtiyaç duyacağız; fakat laboratuvarı olmayan okullarda eğitim vermeye devam edeceğiz. Robotik sistemlerden söz edeceğiz; ama bilim üretmek yerine ideolojik tartışmalarla vakit kaybedeceğiz. Böyle bir anlayışla geleceğin dünyasında söz sahibi olmak mümkün görünmüyor.

Özetle; Eğitim, yalnızca okul binalarından ibaret değildir. Eğitim; ilkokuldan üniversiteye kadar birbirini tamamlayan uzun bir yolculuktur. Bu yolculuk çağın ihtiyaçlarına göre planlanmadığı sürece yeni açılan bölümlerin de beklenen katkıyı sağlaması kolay olmayacaktır.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri geleceğin insanını yetiştirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de bilimin tüm imkanlarından yararlanıyor. Ülkemizde olduğu gibi, eğitimdeki çocuklarımızı, bağnaz kafalı gerici tarikat, dernek ve cemaatlerin kucağına bırakmıyor.
Biz hâlâ geçmişin sorunlarını çözmeye uğraşırken, yenileriyle karşılaşıyoruz.

İşte asıl endişe verici olan da budur.

Geleceğin mesleklerini konuşmak elbette önemlidir. Ancak asıl konuşmamız gereken, o meslekleri yapacak gençleri nasıl yetiştireceğimizdir. Çünkü geleceği belirleyen yalnızca teknoloji değildir; o teknolojiyi üretecek insan kaynağıdır.