Ülkemizdeki temel sorunlardan biri ne yazık ki, gıda fiyatlarında yaşanan akıl almaz fiyat artışları olurken, bir diğer sorun da bu artışların enflasyona bağlanması. Oysa gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının bugün yaşanan enflasyonla bire bir ilgisi yok. Girdi maliyetlerindeki artışlar üreticileri başta olmak üzere tüm kesimleri etkiliyor. Beş yılı aşkın süredir gıda ürünlerinin fiyatları sürekli yükseliyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, geçtiğimiz günlerde haziran ayındaki gıda ürünlerinde yaşanan gelişmeleri, üretici market fiyatlarındaki farklılıkları ve girdi maliyetlerinde yaşanan değişimleri değerlendirdi.
Haziran ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 379,3 ile elmada görüldüğünü açıklayan TZOB Başkanı, elmadaki fiyat farkını yüzde 284,2 ile havuç, yüzde 283,5 ile çilek, yüzde 251,3 ile yeşil fasulye ve yüzde 246,9 ile kirazın takip ettiğini vurguladı.
Elma 4,8 kat, havuç ile çilek 3,8 kat ve yeşil fasulye 3,5 kat fazlaya satıldığına dikkat çeken Bayraktar, üreticide 18 lira 75 kuruş olan elma markette 89 lira 87 kuruşa, 22 lira 50 kuruş olan havuç 86 lira 45 kuruşa, 43 lira olan çilek 164 lira 91 kuruşa, 46 lira 25 kuruş olan yeşil fasulye 162 lira 45 kuruşa ve 57 lira 50 kuruş olan kiraz 199 lira 48 kuruşa satıldığını belirtti. Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün çilek olurken üreticide kabak, fiyatı en fazla düşen ürün markette domates, üreticide ise karpuz olmuş. Markette fiyatı en fazla artan ürünler arasında yüzde 32,5 ile kuru soğan ile yüzde 24,7 i artışla bu ürünü patates takip etmiş.
Haziran ayında üreticide 30 ürünün 12’sinde fiyat artışı yaşanırken, 9 üründe fiyat düşüşü görülmüş. Dokuz üründe ise fiyat değişimi olmamış.
Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 54,8 ile karpuzda görülmüş. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 43,3 ile domates, yüzde 30,4 ile limon, yüzde 25,4 ile yeşil fasulye ve yüzde 15,7 ile maydanoz izlemiş.
Kuru sopayı toprakla buluştursanız hemen yeşerecek kadar verimli topraklara sahip olan ülkemizde, yaz aylarında olmamıza karşın mevsimlik sebze ve meyve fiyatlarına ulaşmak mümkün değil. Özellikle asgari emekli maaşına mahkum edilen 6 milyon civarındaki emekli ile asgari ücretliler artık çarşıya, pazara ya da markete gidemez hale geldiler. Emeklilerin her geçen yıl daha da geriye giden yaşam standartlarını düzeltmek yerine her geçen gün biraz daha bozan uygulamalar artık dayanma noktasını aşmış durumda.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, yaşanan hayat pahalılığını enflasyonla açıklamak mümkün değil. Burada ekonomi bilimine uymayan işin matematiğine ters bir durum söz konusu. Rakamları TZOB Başkanı açıklıyor. Üreticiden tüketiciye kadar geçen süreçte ürünlerin fiyatları misli misli artıyor. Bunu bir denetim mekanizması, bu işin ardındaki gerçekleri açıklayacak bir makam yok mu?
Mesela; ülkemizdeki tarımdan sorumlu, bu işin başındaki bakanlığın ne yaptığını gerçekten merak ediyoruz. Yaşadıklarımızla, bakanlığın yaptığı açıklamalar arasında dağlar denizler kadar büyük bir farklılık yaşanıyor. Çizilen pembe tabloların vatandaşa ne şekilde yansıdığını merak edip, bir bakan yok mu?
Ama öyle görülür ki, yok!
Tarımın temel girdileri içinde yer alan gübre, ilaç, yem fiyatları ile mazot ve elektrikte yaşanan artışlar tarımı adeta bitirme noktasına kadar getirmiş durumda. Ziraat Odalarının tespitlerine göre Geçen yılın aynı ayına göre son bir yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 77,9, amonyum nitrat gübresi yüzde 72,4, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 46,1, DAP gübresi yüzde 39,5 ve ÜRE gübresi yüzde 12,2 oranında artmış.
Son bir yılda besi yemi yüzde 30,9, süt yemi yüzde 29,2 oranında yükselmiş. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 oranında artarken, haziran ayında mazot fiyatı aylık olarak 2,7 oranında gerilerken, yıllık bazda ise yüzde 31,5 oranında artmış.
Özetle;
Üretici kazanamıyor.
Tüketici alamıyor.
Aradaki zincir ise her geçen gün daha fazla kazanıyor.
Eğer ortada gerçekten enflasyon olsaydı, herkes aynı oranda kaybederdi. Oysa bugün kaybeden üreticiyle tüketicidir. Kazanan ise bu iki kesimin arasına kurulan denetimsiz düzen.
Artık mesele sadece domatesin, elmanın ya da patatesin fiyatı değildir. Mesele, milyonlarca insanın sofrasından eksilen lokmadır. Çünkü bir ülkede vatandaş mevsiminde meyveye, sebzeye ulaşamıyorsa, bunun adı yalnızca enflasyon değildir; bu, ekonomik düzenin vatandaş aleyhine işlemesidir.
Bugün artık tartışılması gereken şey enflasyonun kaç çıktığı değildir. Tartışılması gereken, bu ülkenin bereketli topraklarında yaşayan insanların neden mevsiminde sebze ve meyve alamadığıdır. Çünkü açlık istatistiklerle gizlenebilir, ama boş pazar filesi hiçbir rakamla doldurulamaz. Vatandaşın gördüğü en gerçek enflasyon, TÜİK tablolarında değil; market kasasında ödediği fişte yazmaktadır.
Enflasyon rakamlarda ölçülür; hayat pahalılığı ise vatandaşın boşalan pazar filesinde…
Boşalan Pazar Filesi!
Oktay Taş
Yorumlar
Trend Haberler
Bakan Güler: Savunma sanayi ihracatı 10 milyar doları aştı
Yeni Maaş Tabloları Netleşti: Memur ve Emekliye Yüzde 13,52 Zam!
Ankaralılar yaz aylarında ATA Çiftliği’nde doğayla buluşuyor
Erdoğan, Trump ile Kol Kola!
Kartal'da kayıp olarak aranan Gülay Polat cinayete kurban gitti
Bursa'da orman ürünleri fabrikasında yangın paniği