Her gün ekranlara düşen haberler: dolandırıcılık, yasadışı bahis, kara para aklama, cinayetler, hırsızlıklar, uyuşturucu kullanımı, kamu malına zarar verme…

Liste uzayıp gidiyor. İnsan ister istemez soruyor: Biz nasıl bu noktaya geldik?

Bir zamanlar merhametiyle, adaletiyle, ahlakıyla övülen bir toplumduk. “Allah’tan korkar, kuldan utanır” denirdi. Ayak bastığımız iklimlerde huzur ve barış hakim olurdu. Bugün ise aynı coğrafyada güven duygusu zedelenmiş, toplumun vicdanı yara almış durumda. Bu değişim bir anda olmadı; yılların biriktirdiği yanlışlar, görmezden gelinen küçük hatalar, “aman bana dokunmasın” anlayışı bizi buraya getirdi.

Nerede Yanlış Yapıyoruz?
Ülke gündemini meşgul eden çürümüşlüğü, yanlışı eleştirmek, kabahati başkasında aramak kolaycı bir yaklaşım olur.

Biz birey olarak küçük yalanları normalleştirdik, büyük suçlara sessiz kaldık.
Ekonomik sıkıntılar gerekçe gösterilerek İnsanlar kolay yoldan para kazanma hevesiyle yasa dışı işlere yöneldi.
Denetim zafiyeti ve hukukun caydırıcılığı zayıflayınca suç örgütleri cesaret bulup ortalıkta cirit atar oldu.
Toplum olarak duyarsızlaştık. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı ile kötülüğün kök salmasına izin verdik.

Ahlaki erozyon ve çürümüşlük toplumu sardı.

Bu tabloyu değiştirmek için sadece devletin değil, toplumun da sorumluluk alması gerekiyor.

Kaybedilen güveni ve toplumsal huzuru yeniden inşa etmek; bireysel olarak her birimizin "Ben nerede hata yapıyorum?" diye dönüp kendimize sormakla başlar.

Aile içi eğitimle, çocuk yaştan ahlakı, merhameti, adaleti yeniden öğretmenin yollarını araştırmalı.
Adli vakalarda suçun cezasız kalmadığı bir düzen kurulmalı ve suçu ve suçluyu öven davranışların önü kesilmeli.
Toplumsal vicdanı harekete geçirip yanlışa karşı ses çıkarmalı, kötülüğü normalleştirmemek için kitlesel karşı duruş sergilenmeli.

Bize bir haller oldu, evet; ama bu halden çıkmak da mümkün. Yeter ki yeniden “Allah’tan korkan, kuldan utanan” bir toplum olmayı hatırlayalım.

‘İçi boşaltılmamış dini ve kültürel’ değerleri toplum olarak özümseyip, inancın özündeki ‘merhamet ve adalet’ anlayışını yeniden hatırlamak ve hatırlatmak huzur ve mutluluğu tesis etmek için gündemin ilk sırasına alınmalı. Para her zaman bulunur ama bize lazım olan asıl şey ‘ahlaktır’.

Ahlak, bedenimize ve ruhumuza yakışan en büyük giysimiz. Bu kadar çürümüşlüğü ancak ‘güzel ahlak’ ile tedavi edebiliriz. Çünkü ahlakı kaybeden bir millet, en büyük servetini kaybetmiş demektir.