Son yıllarda vatandaşın en büyük gündemi ne dış politika ne de siyasi tartışmalar oldu. Elbette bunlarda vatandaşın radarında. Haziran ayı başında açıklanan Mayıs ayı enflasyon rakamları dar gelirliyi, emekliyi, kiracıyı memnun etmedi. Mutfaktaki yangın, kiraların ulaştığı seviyeler ve her geçen gün eriyen alım gücü, milyonlarca insanın öncelikli derdi haline geldi. Kırmızı eti bayramdan bayrama gören yoksulun beyaz etine göz diken ekmek düşmanı birkaç açgözlüye yapılan operasyon dar gelirliye umut oldu ancak diğer gıda sektörlerinde de aynı kararlılığı bekliyor vatandaş. Hal böyleyken; sorunları çözecek olan siyaset arenası da koltuk kavgası, yolsuzluk, rüşvet, irtikap ve kamu malını talan etme iddialarıyla toz duman. İddia edilen rakamlar da öyle üç beş kuruş değil. Milyonlarca TL, milyonlarca döviz cinsinden. Bunları duyunca işçinin, emekçinin ve emeklinin belini büken enflasyon karşısında insan sormadan edemiyor:
Bu gidişata kim dur diyecek?
Bugün birçok şehirde ev kiraları asgari ücreti aşmış durumda. Barınma, temel bir ihtiyaç olmaktan çıkıp adeta lüks haline geldi. Kiracılar, yüksek kira bedelleriyle mücadele ederken, diğer yandan emekli ve dar gelir grubu ezilmeye devam ediyor.
Diğer yandan market raflarına ve semt pazarlarına yansıyan fiyatlar vatandaşın cebini yakıyor. Temel gıda ürünlerine ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. İnsanların maaşları aldıkları gün enflasyon canavarının alevi ile ‘güneş görmüş buz gibi’ erirken, ay sonunu getirebilmek için birçok ihtiyaçlarından vazgeçiyor, gelir dağılımındaki makas giderek açılıyor. Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan milyonlar, diğer tarafta servetine servet katan, doymak bilmeyen kaymaklı, zenginleşen tabaka.
Ekonomik göstergeler ne söylerse söylesin, ‘şu kadar büyüdük, kişi başına gelir bilmem kaç dolar oldu’ gibi söylemlerin gerçekliğini vatandaş alışveriş fişlerinde görmek istiyor.
Elbette küresel gelişmeler, savaşlar ve enerjide yaşanan krizler ekonomileri etkileyebilir. ABD-İran arasındaki İsrail’in savaşı da bitti sayılır. Bitti sayılır diyorum çünkü Trump’ın sağı solu belli olmaz. Ancak vatandaşın beklentisi, sorunların nedenlerinden çok çözüm yollarının ortaya konulmasıdır. İnsanlar yaşadıkları sıkıntıların sürekli dış etkenlerle açıklanmasını değil, kendi hayatlarında hissedebilecekleri iyileşmeleri görmek istiyor.
Yasama ve yürütmeyi elinde bulunduranların en temel sorumluluğu, vatandaşın yaşam standartlarını korumak ve geliştirmektir.
Ekonomik krizlerin en ağır yükünü her zaman dar gelirli kesimler taşıdığı gerçeği unutulmamalıdır.
Ancak sabrın da bir sınırı vardır.
Fakire ‘sabır’, zengine ‘şapır şupur’ nereye kadar?
Vatandaşın beklentisi ayrıcalık değil, insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzendir. Eğer bu talepler uzun süre karşılıksız kalırsa, sandıkta her türlü meşru tepkiyle bunun hesabı mutlaka sorulur.