Ankara’da NATO zirvesine günler kala yaşanan hummalı hazırlıklar gözlerden kaçmıyor. Yıllardır vatandaşın şikâyet ettiği mazgal çukurları, bozuk yolları, yıkılmış kaldırımları bir türlü çözemeyen yetkililer, zirveye sayılı günler kala gece gündüz çalışarak bu sorunları ortadan kaldırmayı başardı. Elbette Türkiye’nin prestiji ve uluslararası arenadaki itibarı için alınan önlemler çok önemli. Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Bu hizmetler için illa NATO zirvesi mi olmalıydı?

Sosyal medyada, “Trump her yıl gelse, NATO toplantıları hep Türkiye’de olsa” gibi ironik yorumlar dolaşıyor. Çünkü vatandaşın özlediği, beklediği standart aslında bu: düzgün yollar, sağlam kaldırımlar, güvenli şehirler. NATO’ya bir gün lazım olan bu düzenlemeler, vatandaşa her gün lazım.

Bu geceli gündüzlü çalışmalar bize gösterdi ki: Türkiye, isterse bu standartları yakalayabiliyor. O halde mesele imkân değil, öncelik meselesi. Zirve için yapılan çalışmalar, aslında vatandaşın yıllardır talep ettiği hizmetlerin bir provası. Eğer bu enerji ve kararlılık sadece uluslararası toplantılar için değil, günlük yaşam için de gösterilseydi, Türkiye’nin şehirleri çok daha yaşanabilir, daha güvenli olurdu.

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…”

Osmanlı Devleti'nin manevi kurucusu Şeyh Edebali'nin, Osman Gazi'ye nasihatinde geçen "insanı yaşat ki devlet yaşasın" vecizesi, devletin gücünün ve bekasının vatandaşlarının refahı, adaleti ve mutluluğuna bağlı olduğunu ifade eden derin bir yönetim anlayışını içerir.

NATO zirvesi vesilesiyle Ankara’da yakalanan ve özlenen hizmetler, “özel günlerde” değil, kalıcı bir yaşam kalitesi haline gelmeli. Başkentte görülen bu dönüşüm, yalnızca Ankara’ya değil, tüm Türkiye’ye yayılmalı. Çünkü vatandaşın yöneticilerden beklediği hizmet, bir zirveye dayandırılarak olmamalı.

Dünyaya göstereceğimiz en büyük güç, kendi insanımıza sunduğumuz hizmetin kalitesidir. NATO için değil, vatandaş için standart…