Etrafımız insanlarla dolu. Telefonlarımız susmuyor, sosyal medya hesaplarımız yüzlerce hatta binlerce kişiye açık. Gün içinde onlarca insanla konuşuyor, mesajlaşıyor, birbirimizin hayatlarına birkaç saniyeliğine de olsa dokunuyoruz.
Ama bütün bunlara rağmen giderek daha fazla insan kendini yalnız hissediyor.
Türkiye’de her 5 kişiden 1’inin kendisini yalnız hissettiğine ilişkin veriler, aslında hepimizin farkında olduğu ancak çoğu zaman konuşmadığı bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor: Kalabalıkların içinde yalnızız.
Peki nasıl oldu da insanlarla iletişim kurmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu bir dönemde yalnızlık bu kadar büyüdü?
Yalnız olmak başka, yalnız hissetmek başka
Yalnızlık denildiğinde akla çoğu zaman tek başına yaşayan, çevresinde kimse olmayan insanlar geliyor. Oysa yalnızlık bundan çok daha farklı.
Bazen en kalabalık masada oturan kişi kendini en yalnız hisseden kişi olabilir.
Çünkü yalnızlık, etrafımızdaki insan sayısından çok, kurduğumuz ilişkilerin niteliğiyle ilgili.
Birinin bizi gerçekten dinlemesi, anlayabilmesi, yanında kendimiz gibi hissedebilmemiz… Bunlar olmayınca onlarca insanın arasında bile insan kendisini yapayalnız hissedebiliyor.
Belki de günümüz insanının en büyük problemi tam olarak bu:
İnsan sayımız fazla, gerçek bağlarımız az.
Sosyal medya bizi birbirimize yaklaştırdı mı?
Telefon ekranlarımızda sürekli bir hareketlilik var.
Bir arkadaşımız tatilde, biri evlenmiş, biri yeni bir işe başlamış, biri arkadaşlarıyla eğleniyor…
Başkalarının hayatlarını izliyoruz. Beğeniyoruz. Yorum yapıyoruz. Mesajlaşıyoruz.
Fakat ekranın diğer tarafındaki bu yoğunluk, her zaman gerçek bir yakınlık anlamına gelmiyor.
Hatta bazen tam tersine, insanın kendi hayatını başkalarının hayatlarıyla kıyaslamasına neden oluyor.
“Herkesin bir hayatı var, bir tek benim yok.”
“Herkes mutlu, ben neden değilim?”
“Herkesin çevresi geniş, benim neden kimsem yok?”
Bu düşünceler, sosyal medyanın yarattığı görünür kalabalığın arkasında daha derin bir yalnızlık hissi oluşturabiliyor.
Asıl mesele anlaşılmamak
Belki de yalnızlığın en ağır tarafı, etrafımızda kimsenin olmaması değil.
Etrafımızda insanlar olduğu halde kendimizi anlatacak kimse bulamamak.
Bir günümüzü onlarca insanla geçirebiliriz. İş arkadaşlarımızla konuşabilir, ailemizle yemek yiyebilir, arkadaşlarımızla mesajlaşabiliriz.
Ama günün sonunda içimizden geçenleri gerçekten anlatabileceğimiz birinin olmadığını hissediyorsak, bütün o kalabalık bir anda anlamını yitirebilir.
Çünkü insan sadece konuşmak istemiyor.
Anlaşılmak istiyor.
Yargılanmadan dinlenmek, kendini açıklamak zorunda kalmadan anlaşılmak, kötü hissettiğinde yanında birinin olduğunu bilmek istiyor.
Modern hayat bizi birbirimizden uzaklaştırıyor mu?
Bunun tek bir nedeni yok.
Yoğun çalışma temposu, ekonomik kaygılar, büyük şehirlerin yorucu yaşamı, değişen aile yapısı, bireyselleşmenin artması ve yüz yüze iletişimin azalması…
Hepsi insan ilişkilerinin biçimini değiştiriyor.
Eskiden aynı mahallede yaşayan insanların birbirlerinin hayatından daha fazla haberdar olması mümkünken bugün aynı apartmanda yaşayan insanlar bile birbirlerini tanımayabiliyor.
Zamanımız varmış gibi görünüyor ama aslında sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz.
Bir arkadaşımızı aramak yerine mesaj atıyoruz.
Birbirimizin yüzüne bakmak yerine ekranına bakıyoruz.
“Nasıl hissediyorsun?” sorusunun yerini “Naber?” alıyor.
Ve belki de fark etmeden ilişkilerimizi de hızlandırıyoruz.
Peki yalnızlıktan nasıl kurtulacağız?
Belki de çözüm daha fazla insan tanımakta değil.
Daha fazla takipçide, daha fazla mesajda ya da daha kalabalık sosyal çevrelerde de değil.
Belki çözüm, daha gerçek ilişkiler kurmakta.
Bir arkadaşımızı gerçekten aramakta.
Telefonu masaya bırakıp karşımızdaki insanı dinlemekte.
Uzun zamandır görmediğimiz birinin kapısını çalmakta.
Ve en önemlisi, “İyiyim” demek yerine bazen gerçekten nasıl hissettiğimizi söyleyebilmekte.
Çünkü yalnızlık sadece bireysel bir mesele değil. Aynı zamanda birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzla ilgili toplumsal bir mesele.
Bugün belki de kendimize sormamız gereken soru şu:
Çevremizde kaç kişi olduğu değil, gerçekten kaç kişinin yanında kendimiz olabildiğimiz.
Çünkü insan bazen tek başına değildir.
Sadece kendini yalnız hisseder.
Ve belki de çağımızın en büyük yalnızlığı tam olarak budur:
Herkese ulaşabiliyor olmak ama gerçekten kimseye dokunamamak.