Gazetecilik bazen size en önemli haberi kürsülerde değil, hayatın tam içinde verir.
15 Temmuz anma etkinliklerini gün boyunca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden takip ettim. Törenler bitti, notlarımı aldım ve eve dönmek için otobüse bindim. Günün yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışırken, farkında olmadan bir sohbetin içinde buldum kendimi.
Yanımda oturan iki teyze ülkenin gidişatını konuşuyordu. Bir süre sonra sohbeti otobüsteki birkaç genç de dinlemeye başladı. Ancak dikkatimi çeken, konuşulan konudan çok gençlerden birinin kurduğu cümle oldu. "Aman abla, her yerde böyle konuşma."
Bu cümle aslında bugün yaşadığımız iklimi tek başına özetliyordu. İnsanlar artık fikirlerini söylerken etrafına bakıyor, sesini yükseltmeden konuşuyor, yanlış anlaşılmaktan ya da tepki görmekten çekiniyor.
Ama o teyze hiç çekinmedi.
"Niye konuşmayayım?" dedi. "Düşündüğümü söyleyeceğim elbette."
Sonra hayat pahalılığından, geçim sıkıntısından, insanların yaşadığı ekonomik zorluklardan bahsetti. Anlattıkları, bugün milyonlarca insanın hissettiklerinden farklı değildi. Fakat konuşmasının sonunda öyle bir cümle kurdu ki, bütün sohbetin yönü değişti.
“Bunlar geçecek. Az kaldı. Aydınlık günler gelecek."
Ben de dayanamayıp söze girdim.
"Peki nasıl umutlu olacağız?" diye sordum. "Ekonomik şartlar, gelecek kaygısı, yaşadığımız zorluklar... Bunlar umutlarımızı elimizden almıyor mu?"
Yüzüme gülümsedi.
"İnan kızım, bunlar da geçecek."
Ardından bana dönerek belki de o gün duyduğum en değerli nasihati verdi:
“Siz gençsiniz. Hiçbir şey yapmadan oturursanız elbette umutsuz olursunuz. Okuyacaksınız, araştıracaksınız, öğreneceksiniz. Kendinizi geliştireceksiniz. Hayata bakış açınızı değiştireceksiniz. İnsan önce kendine inanacak, sonra geleceğe..."
Bir an sustum.
Çünkü karşımda ne bir siyasetçi vardı ne bir ekonomist ne de bir kişisel gelişim uzmanı. Karşımda sadece hayatın yükünü omuzlamış, zorluklar yaşamış ama buna rağmen umudunu kaybetmemiş bir kadın vardı.
Gazeteci olarak her gün onlarca olumsuz haber yazıyoruz. Ekonomiyi, adaleti, siyaseti, geçim sıkıntısını, toplumsal sorunları haberleştiriyoruz. Bazen ister istemez biz de umutsuzluğa kapılıyoruz. Belki de bu yüzden o teyzenin sözleri bana beklediğimden daha fazla dokundu.
Elbette umut etmek, yaşanan sorunları görmezden gelmek değildir. Umut; bütün zorlukların farkında olup yine de yarına inanabilmektir. Çözüm aramaktan vazgeçmemektir. Kendini geliştirmeye, üretmeye ve mücadele etmeye devam etmektir.
otobüsten inerken aklımda Meclis'teki konuşmalar değil, tanımadığım bir kadının sözleri vardı.
Belki de umut gerçekten bulaşıcıdır.
Ve belki de bazen en anlamlı köşe yazıları, hiç tanımadığınız bir insanın size kurduğu birkaç cümleyle yazılır.