Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir cümle var:
“Telefonu bırak, anı yaşa.”
Bir konser sırasında, bir gün batımında, bir seyahatte ya da çocuğunun ilk adımlarını izleyen bir anne babaya mutlaka söylenir bu söz.
Sanki fotoğraf çekmek ile anı yaşamak birbirinin karşıtıymış gibi...
Sanki deklanşöre bastığımız anda hayat elimizden kayıp gidiyormuş gibi...
Oysa ben yıllardır fotoğrafın içinde yaşayan biri olarak bunun tam tersini düşünüyorum.
Çünkü insan hafızası sandığımız kadar güçlü değildir.
Bugün çok net hatırladığımızı düşündüğümüz pek çok an, yıllar geçtikçe silikleşir. Yüzler birbirine karışır, mekânlar değişir, tarihler unutulur. Bir zamanlar asla unutmayacağımıza inandığımız anılar bile zamanın sessiz adımları altında yavaş yavaş aşınır.
Çocukluğumuzdan gerçekten kaç günü hatırlıyoruz?
İlkokuldaki sıranın rengini...
Dedemizin ses tonunu...
Annemizin genç yüzünü...
Mahallede oynadığımız oyunların ayrıntılarını...
Belki yaşadık hepsini.
Ama çoğu artık hafızamızın karanlık koridorlarında kaybolup gitti.
Çünkü insan zihni saklamak için değil, yaşamaya devam etmek için yaratılmıştır.
Fotoğraf ise tam burada devreye girer.
Fotoğraf, zamana karşı verilen küçük ama inatçı bir mücadeledir.
Bir fotoğraf karesine baktığınızda yalnızca bir görüntü görmezsiniz.
O günün havasını hatırlarsınız.
O sırada ne konuşulduğunu...
Kimlerin yanınızda olduğunu...
Belki duyduğunuz müziği...
Belki de yıllardır unuttuğunuzu sandığınız bir duyguyu...
Bir kare bazen onlarca sayfalık bir hatıradan daha güçlüdür.
Çünkü fotoğraf yalnızca göstermez.
Hatırlatır.
Yıllar sonra eski albümlerin karşısında saatler geçirmemizin sebebi de budur zaten.
Aslında fotoğraflara bakmıyoruzdur.
Tekrar çocuk oluyoruzdur.
Tekrar genç oluyoruzdur.
Tekrar o sofraya oturuyor, o sokağa giriyor, o insanlarla yeniden konuşuyoruzdur.
Fotoğraf zamanı durduramaz.
Ama ona tekrar dokunmamıza izin verir.
Bir gün batımını sadece izlediğinizi düşünün.
O an çok güzeldir.
Rüzgâr eser.
Gökyüzü turuncuya döner.
Bulutlar hareket eder.
Belki yanınızda sevdiğiniz biri vardır.
Aradan on yıl geçer.
O gün batımını hatırlarsınız ama ayrıntıları artık yoktur.
Şimdi aynı günü bir de fotoğrafladığınızı düşünün.
Yıllar sonra o kareye baktığınızda yalnızca bir gün batımını görmezsiniz.
O akşamı yeniden yaşarsınız.
Rüzgârı hatırlarsınız.
Sessizliği hatırlarsınız.
Belki o günkü ruh halinizi bile yeniden hissedersiniz.
İşte bu yüzden ben fotoğrafın anı çaldığına değil, anıya ikinci bir hayat verdiğine inanıyorum.
Belki doğru soru hiçbir zaman “Fotoğraf çekmek mi, anı yaşamak mı?” olmadı.
Belki doğru soru şuydu:
“Bu anı gelecekte yeniden yaşamak ister miyim?”
Eğer cevabınız evetse, deklanşöre basın.
Çünkü bakmak güzeldir.
Yaşamak daha güzeldir.
Ama fotoğraf çekmek...
Bazen yaşadığınız bir anı, yıllar sonra yeniden yaşayabilmenin tek yoludur.
Fotoğraf Çekmek mi, Anı Yaşamak mı?
Mustafa Bayram
Yorumlar
Trend Haberler
Bakan Güler: Savunma sanayi ihracatı 10 milyar doları aştı
Yeni Maaş Tabloları Netleşti: Memur ve Emekliye Yüzde 13,52 Zam!
Ankaralılar yaz aylarında ATA Çiftliği’nde doğayla buluşuyor
Erdoğan, Trump ile Kol Kola!
Kartal'da kayıp olarak aranan Gülay Polat cinayete kurban gitti
Bursa'da orman ürünleri fabrikasında yangın paniği