Bir “Frekans değişikliği” duyurusu yapıldı, 15-16 Ağustos gecesi tüm televizyon kanallarımız kapandı, sanıyorum bulunduğumuz Başkent Ankara’da olduğu gibi, tüm ülke genelinde de günlerdir, dünyada neler olup bittiğini göremiyor, duyamıyor, öğrenemiyoruz.
Azbuçuk teknolojiyi yakından izleyen birisi olarak frekans ayarlaması yapmaya çalışıyorum, ne mümkün!.. İnternet kanallarından haberleri, gelişmeleri izlemeye çabalıyorum, orada da olağanüstü bir yavaşlama var; bir gönderi veya paylaşımı izlemeye çalışıyorum, bekle Allah bekle, açılıyor, iki üç saniye sonra yeniden donuyor.
Bu yazıyı kafamda tasarlamaya başladığımda, Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sosyal medyada paylaşılıp duran, “Neredeeen nereye, neredeeen nereye!..” diye seslendirdiği şarkı klibi takıldı dilime... Tam 24 yıldan beri devletimizi tek başına yönetiyor; ekonomide, bilimde, sanatta, teknolojide, iç ve dış politikalarda ne durumlarda olduğumuzu artık tüm dünya görüyor, ancak iletişim tarihimizde böylesine sıkıntılar yaşadığımızı hatırlamıyorum.
12 Eylül askeri darbesini izleyen 1983 seçimlerinde iktidara gelen ANAP lideri Başbakan Turgut Özal, telefondan televizyon yayıncılığına kadar teknoloji alanında ülkemizi çağdaş dünya ile entegre etmiş, özel sektörün önünü açmış, her yerde kentlerde kasabalarda yerel televizyon kanalları hizmete girmiş, o yıllardan bu yana böylesine bir tıkanma yaşanmamıştı.
1990’lı yıllarda ülkemizde kullanılmaya başlayan bilgisayar, cep telefonu ve internet teknolojileri, hızla en ücra noktalara kadar yayılmış, sosyal medyaya erişim almış başını yürümüş, dünyanın bir başka ucundaki tanıdığımızla görüntülü, canlı görüşmeler yapma olanağına kavuşmuştuk ama, bugünkü gibi tıkanıklık ve sıkıntılara tanık olmamıştık.
Zaten fikir ve düşünce özgürlüklerimizin büyük ölçüde kısıtlandığı, küçücük bahanelerle siyasetçi, gazeteci, yazar, akademisyen ve sıradan vatandaşların anında sabah operasyonları ile evlerinden alındığı şu dönemde, daha da gözlerimizi, kulaklarımızı tıkayarak, neler yapılmak isteniyor, anlamak mümkün değil!..
“Terörsüz Türkiye” diye başlatılan süreçte, yıllardır “Kökünü kurutacağız” diye esip gürledikleri PKK terör örgütü ile barış görüşmelerinde son aşamaya ulaşıldı. Cumhur İttifakı ile muhalefetin TBMM’deki 600 milletvekilinden 468’i hazırlanan çerçeve yasa tasarısına Evet oyu verdi. Başkentin göbeğinde şehit yakınları ve gazilerin eylemleri acımasızca bastırılıyor, uzun zamandır patronlarından alacaklarını alamayan maden işçileri eylemlerini sürdürüyorlar, ancak polis, yaka paça çoğunu gözaltına alıyor.
Altın, döviz, yaşam pahalılığı tırmanışa geçmiş, Trump ve Netenyahu Ortadoğu’yu kaşımaya devam ediyorlar. İsrail, Suriye’deki askeri hava üssümüze hava saldırısı düzenlemiş!..
Bu satırları karaladığım 22 Ağustos Cumartesi günü internette “Carpenter of Nature” adlı bir kullanıcı’nın şöyle bir paylaşımına takılıyorum:
“Ankara’daki yetkililere ve ilgili kurumlara açık çağrı, bugün 7. gün, halen internet yok. Tüm ilgili kurumlara, Cimer’e bile başvurduk, sonuç alamadık, ben ihracaatçı bir işletmenin sahibiyim, internet olmadan iletişim kuramıyorum, mobil banka işlemlerini yürütemiyorum, adım atamıyorum...” deyip gidiyor.
Öğle sonu tüm sosyal medya aramalarıma son verip dostlarla buluşmak, sohbetlerle bu sıkıntılardan uzaklaşmak istiyorum; saat akşam beşe doğru eve dönüp internet kanallarını açtığımda birkaç haber başlığına rastlıyorum; bir helikopter düştüğü haberi kulağıma çarpıyor, gerisini izleyemiyorum, Yeni Parti lideri Özgür Özel Rize’de coşkulu kalabalıklar tarafından karşılanmış, Gölçük’te düzenlenen Teknofest (Savunma Sanayi Teknolojileri Festivali)’ne yoğun ilgi gösterildiği bildiriliyor...
Bu arada sosyal medyada “Aselsan, ABD’li bir şirkete satılıyor” başlıklı habere rastlıyorum, ayrıntılarını okuyamadan internet donuyor. Bir zamanlar Tank Palet Fabrikası da 50 milyon dolara satılmış, tartışmalara yol açmıştı. Aselsan, Türk savunma sanayiinde TUSAŞ, Roketsan, Havelsan, MKE gibi kurumların başta gelenlerinden; hava, deniz ve kara araçlarının bilgisayar yazılım ve donanımlarını ürettiği biliniyor.
Televizyon tamir servisi bulunan bir arkadaşı çağırıyorum, o da uğraşıyor, yeni model bir televizyonu yarım yamalak ayarlıyor, öteki televizyonun eski model olduğunu ayrıca kumandasının çalışmadığını, ayar yapamadığını belirtiyor.
Şu anda milyonlarca insanın benimle aynı sorunları yaşadığına inanıyorum. Yoksa eski model televizyon sahipleri, yeni model televizyon almaya mı zorlanıyor? Onu da parası olan alabilir tabi ki, yoksa artık televizyonsuz yaşayacaklar!
Bir kaç gün önce, “Savunma sanayi teknolojilerinde dünya ile yarıştığımız” haberlerini izlemiş, Sonsöz’e bir de yazı yazmıştım. Tekolojinin bir alanında dünya ile yarışırken, en basit teknoloji ürünleri arasına karışan televizyon yayıncılığında, neden bu sorunları yaşıyoruz, bilemiyorum!