Ankara’da iki gün hayat durdu, evlerimizde nefeslerimizi tutup televizyon ekranlarından NATO Zirvesi’nde yaşananları, verilen mesajları dikkatle izledik. Ev sahibi Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı, Zirve’nin yöneticisi NATO Genel Sekreteri Buteres’ti ama, tüm dünyanın gözleri, ABD Başkanı Trump’un üzerinde, kulakları onun söyleyeceklerindeydi.
Öncelikle “NATO ne idi, ne oldu?” sorularının yanıtlarına kısaca göz atalım, devamında da “Bugünden sonra neler olacak?” sorusuna yanıt arayalım.
1914 yılının Temmuz ayında başlayan Birinci Dünya Savaşı, 1918 yılında sona ermiş, bu süreçte Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinin çoğu, tepeden tırnağa yeniden dizayn edilmişti. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ile Avusturya-Macaristan’ın başı çektiği İttifak Devletlerinin yanında yer almış, Rusya, İngiltere, Fransa gibi devletlerin oluşturduğu İtilaf Devletlerine karşı savaşmış ve yenilgiye uğrayarak, paramparça olmuştu.
1917’de Çarlık Rusyasında Bolşevik Devrimi gerçekleşmiş, 1923 yılında Osmanlı’dan kalan enkaza dönüşmüş Anadolu toprakları üzerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Kahramanları tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştu.
Fazla ayrıntıya girecek değilim, ancak Birinci Dünya Savaşından 20 yıl kadar sonra 1939 yılında patlak veren ve 1945 yılına kadar devam eden İkici Dünya Savaşı, tarihin en kanlı savaşı olarak biliniyor. 30’dan fazla ülke askerinin katıldığı savaşta, 70-80 milyon civarında can kaybı olduğu belirtiliyor. Bu süreçte tüm dünya, Amerika’nın, Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde denediği atom bombalarının korkunç yüzü ile ilk kez tanıştı. İçeride ve dışarıda sayısız laiklik ve cumhuriyet karşıtı düşmanları ile mücadelesi hiç bitmeyen Türkiye Cumhuriyeti ise tüm sıkıştırmalara karşın bu savaşa girmemiş, bu siyasal zaferini, tarihin sayfalarına altın harflerle yazdırmıştı.
İşte dünyamızı kan gölüne çeviren İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1949 yılında NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması) kurulmuş, ABD, Avrupa ülkeleri ve Türkiye bu ittifakta yer almıştı. 1917 Bolşevik Devrimi ile yepyeni bir sistem olan Komünist rejimine geçen Rusya ise Asya’da ve Doğu Avrupa ülkelerinde kendisi ile birlikte hareket eden devletlerle Varşova Paktı’nı kurmuşlardı.
NATO İttifakı, II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikalarına karşı ortak savunma amacı taşıyordu; hemen 1950’li yılların başlarında patlak veren Kore Savaşı’na müdahalede bulunmuş, Türkiye de Kore’ye asker göndererek şehitler ve gaziler vermişti. 1970’li yıllarda Vietnam Savaşı, 1980’lerde Afganistan’a müdahaleleler...
Bu iki bloklu dünyada Komünist yayılmacılığa karşı, adeta Batı’nın sınır karakolu olarak kullanmaya başladığı Türkiye, ne yazık ki 1970 yılından 1980 yılına kadar çok acı iç parçalanmalara ve çatışmalara sürüklenmiş, ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile nefes alabilmişti. Ne var ki, 1980’den sonra bölücü terör örgütü PKK ve diğer İslami cihatçı şeriatçı terör örgütler, mantar biter gibi çoğalmaya başladı.
Komünist rejimin başarısızlığa uğraması sonucu 1990’larda Sovyetler Birliği’nin bir anda dağılıvermesi, Varşova Paktı’nın işlevlerini yitirmesi, dünyada dengeleri yeniden değiştirdi. Ortadoğu ve çevresindeki Müslüman ülkelerde hızla çoğalan cihatçı, şeriatçı terör örgütleri, kısa zamanda Ortadoğu’yu bir bataklığa dönüştürdü. 2010’lardan sonra patlak veren Arap Baharı sürecinde bir çok Müslüman Arap devleti iç savaşlara sürüklendi, parçalananlar oldu. Afganistan, şeriatçı Taleban örgütüne, Suriye Ahmet Colani (Şara) önderliğindeki Sünni İslamcı HTŞ örgütü’ne teslim edildi.
7 Ekim 2023’te Hamas örgütünün ‘Aksa Tufanı’ diye füze atışları ile başlattığı İsrail savaşı, Gazze’nin yerle bir edilmesine on binlerce masum insanın öldürülmesine yol açtı. Arkasına ABD’nin de desteğini alan İsrail, o günden buyana hiç durmadı, Lübnan’a, Suriye’ye, İran’a saldırılar başlattı. 1948 yılında kurulan ve bugün dokuz mlyon civarında nüfusu bulunan Yahudi İsrail Devleti, kutsal kitapları Tevrat’a dayandırdıkları Vadedilmiş Toprakları ele geçirme masalı ile Ortadoğu’nun en etkili gücü haline geldi.
Ankara’da iki gün devam eden NATO Zirvesi’nde ABD Başkanı Trump, diplomasinin tüm etik değerlerini ayakları altına almış, tam bir mahalle kabadayısı tavrında açıklamalarda ve çıkışlarda bulunuyordu; “Dün akşam İran’ı vurduk, 28 askeri deniz aracını yokettik, bu akşam da vurabiliriz...” diyordu. Bir gecede Maduro’yu paketleyip götürdüklerini, Venezuala’yı yönetimlerine aldıklarını hatırlatıyor, Kanada ve Güronland üzerindeki projelerini özetliyordu.
ABD’nin uluslararası proje ve girişimlerinde NATO’dan beklediği destekleri alamadığını belirten Trump, İran Savaşı’nda karşı tavır açıklayan İtalya Başbakanı Meloni ile İspanya Başbakanı Sançez’i tüm konuklar önünde tersliyor, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye “Size çağın en gelişmiş Patroit Füzelerini üretme tesislerini kuracağız” diyor, Rusya Devlet Başkanı Putin ile telefon görüşmesi yapacağını, burada barışa yaklaşıldığını ifade ediyordu.
NATO Zirvesi, dünya açısından bir dönüm noktası olabilir ama, burada en çok dikkat çeken, ABD Başkanı Trump’un nelerin peşinden koştuğuydu!.. İlerlemiş yaşına karşın Dünya liderliğine mi hevesleniyor, Epstein Adası pisliklerinin üzerini mi örtmeye çabalıyor, yoksa ülkeler arasında çıkartılan çatışma ve savaşlarda yaşanan insan katliamlarından, maceralardan mı besleniyordu?.. Anlamak çok zor!