Orta Amerika ülkesi Nikaragua’da 19 yıldır iktidarda bulunan Devlet Başkanı Daniel Ortega, muhalefete, “Artık seçim yapılmayacak” demiş; yani seçim yapmadan istediği yere kadar iktidarını sürdürecekmiş!.. 1980’lerde de iktidar olan Ortega, 2007 yılında yeniden seçilmiş, o günden beri ülkeyi yönetiyor, ülkesindeki karşıtlarını vatan haini olmakla suçluyor, muhalefet liderlerinin neredeyse tamamını hapse attırmış, muhalif akademisyenleri, gazetecileri, aktivistleri ülkesinden sınır dışı ediyor, vatandaşlıktan çıkartıyor...
Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, 26 yıldan beri ülkesini yönetiyor. 2008’den sonra Rusya’da muhalif lider olarak yükselen Aleksey Navalni, yolsuzluk ve aşırılık yanlısı örgüt kurmak suçlaması ile hapse atıldı, 2020 yılında sinir gazıyla zehirlendi, ancak hayatta kalmayı başardı; 16 Şubat 2024 tarihinde ülkenin kuzeyindeki ücra bir cezaevinde yaşamını yitirdi. 2023 yılında Rusya’da Wagner Grubu olarak bilinen paralı askerler şirketinin lideri Yevgeni Prigorijin, Rusya Savunma Bakanlığı’na karşı başlattığı muhalif hareketler üzerine bir uçak kazasında yaşamını yitirmişti, bugün unutulup gitti. Hatta Putin, Ukrayna ile başlattığı ve yıllardır devam eden savaşla da gündemdeki yerini koruyor.
Son yıllarda dünyada hakimiyet kurmaya heveslenen ABD Başkanı Trump, önceki başkanlığının arkasından seçimi kaybedince devlet güçlerine karşı bir hareket başlatmış, ancak başarılı olamamıştı. İkinci kez ABD Başkanlığı’na seçildiğinde ise “Amerika’yı yeniden büyük yapmak için, Tanrı hayatımı kurtardı” dedi, beklenmedik bir anda Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu bir gecede paketleyip götürdü, ülkeyi bir eyaleti gibi yönetmeye başladı. Trump, “Meksika, Kanada, Grönland hepsi ABD’nin eyaletleri olacak” diye meydan okumaya devam ediyor; Ortadoğu’da İsrail’in koruyuculuğuna soyundu, savaşlara girişti, halen İran’ı bombalıyor...
Tarihin en büyük diktatörlerinden Alman lider Adolf Hitler, 1930’larda seçimle göreve geldiğinde “Benim tarihî bir misyonum var... Çünkü Tanrı, bu misyonu yerine getirme görevini bana verdi. Benimle beraber olmayanlar ezilecektir,” demiş, İkinci Dünya Savaşı’nda başrollerde oynamış, seksen milyona yakın insanın yaşamına malolan Savaş sonrası 1945 yılında intihar ederek yaşamına son vermişti. İtalyan Diktatör Mussoli’nin yaşam öyküsü de Hitler’inkine çok benzer. Hatta son yıllarda kimi acı iç çatışma ve savaşlarla sonuçlananan ya da halen devam eden Saddam Hüseyin, Kaddafi gibi bir çok diktatörün, özellikle İslam ülkelerinde hüküm süren emirlerin, sultanların, kralların, diktatörlerin siyasal sistemleri de bunlardan farksızdır.
Hiç bir siyasal partiye kayıtlı ve bağlantılı değilim, 15 sene Başbakanlık’ta birbirinden farklı beş hükümette basın müşaviri kadrosunda görevlerde bulundum, emekliliğimde de ülkemiz ve dünya meselelerini takip etmeye, iddiasız gazete yazıları karalamaya çalışıyorum.
Günümüzde laik, demokratik, çağdaş hukuk devleti Türkiye Cumuriyeti de yukarıda özetlediğimiz dünyamızın geçirdiği acı örneklere benzer bir süreçten geçiyor. 25 yıldan beri sarsılamayan, hatta her geçen gün daha da güçlenen dünyanın gelmiş geçmiş en usta siyasetçilerinden birisi olan Ak Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın tek kişilik yönetiminde devletimiz, daldan dala savruluyor, her gittiği yönde de ayakta alkışlanıyor.
2019 yerel seçimlerinde toplumun muhalefete kaymaya başlaması ve 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin büyük şehirlerin çoğunu kazanarak birinci parti olması üzerine Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi, yönünü tamamen muhalefete çevirdi. Başta CHP olmak üzere muhalefette sesi duyulan her kesime baskılar uygulanmaya, belediye başkanları ve çalışanları, “Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak” ve benzeri suçlamalarla üçer-beşer tutuklanmaya, hapsedilmeye başlandı. O da yetmedi, dünyada örneğine rastlanmayan, “Mutlak Butlan” operasyonunu icad ederek ülkenin en köklü ve büyük partisi CHP’yi paramparça ettiler, birbirlerine düşürdüler. Tamamen hakim ve hukukçulardan oluşan seçim kurullarının yetki ve denetiminde olan siyasal yapılar, bir yerel mahkemenin verdiği bir hüküm ile darmadağın edildi.
Yerel mahkemenin Mutlak Butlan kararı üzerine eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, devlet güçleri ile kapıları kırdırarak CHP Genel Merkezine girdi; öteden beri kafasına taktığı milletvekillerini, il ve ilçe başkanlarını partiden kovmaya, dağıtmaya başladı. “Partinin başına kayyum atansaydı 45 gün içerisinde olağanüstü genel kurul yapmak zorundaydı,” şeklinde gelen sorulara, “Yargıtay’ın kararı çıkmadan kurultaya gidemeyiz” yanıtını verdi; “O halde Yargıtay’ın kesin kararını beklemeden CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturman yasal değil,” diyenlere de sessiz kaldı.
Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması üzerine başlattığı siyasal mücadelesini, diğer muhalif belediye ve siyasetçiler için de başarı ile sürdürdü, toplumsal muhalefetin umutlarını bağladığı lider konumuna yükseldi. Geçtiğimiz günlerde TBMM Gurubunda partisi CHP’ye veda konuşması yaptı, arkasından kurulacak Yeni Parti’yi açıkladı.
İçerisine sürüklendiği Çin İşkencelerini yılmadan yorulmadan aşmaya çalışan Özgür Özel’in başına başka çoraplar da örülür mü bilemeyiz ama, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik her açıdan bunalmış olan tüm toplumsal kesimlerin umudu olmaya devam ediyor.
Bu arada Sayın Özgür Özel’e birkaç küçük tavsiyemiz olacak; tüm söylem ve çabalarının, iktidarı ele geçirmekten çok daha fazla, “Devletimizi ve demokrasimizi kurtarmak” amacı taşıdığını vurgulamalı; söylemlerini çoğul özneler üzerine kurmalı, “Mücadelemiz, milletvekillerimiz, başkanlarımız...
Yorulmayacağız, yapacağız, edeceğiz, ” şeklinde konuşmayı alışkanlık haline getirmeli; “Partimizi gençleştiriyoruz” yerine, “Sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda tecrübeli büyüklerimizin deneyimlerinden yararlanacağız” demeyi seçmeli, toplumun en güçlü kesimi olan yaşlı ve emeklilerimizi dışlamamalıdır.
Özet olarak söyleyeceklerim şimdilik bu kadardır.