Teknoloji artık kapımızı çalmıyor; çoktan içeri girdi, salondaki en rahat koltuğa oturdu. Yapay zekâ dediğimiz o görünmez misafir, hayatımızın her alanına öyle hızlı yayıldı ki bazen ona yetişmeye çalışan biz olduk.
Eskiden "Gelecekte bunlar olur mu?" diye konuştuğumuz birçok şey, bugün haber bültenlerinde sıradan gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. Daha düne kadar bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz sahneler, laboratuvarlardan çıkıp günlük yaşamın içine karışıyor.
Sanki güneş ışığından da hızlı ilerleyen bir değişimin tam ortasındayız. Amerika'nın Chicago kentinde robotların kendi aralarında futbol maçı yaptığını duyunca önce insan gülümsüyor. Sonra da ister istemez düşünüyor: "Acaba yarın Dünya Kupası'nın robotlar kategorisi de olacak mı?"
Bugün kulağa espri gibi geliyor ama dün akıllı telefon da, sürücüsüz otomobil de, evde bizimle konuşan dijital asistanlar da öyle geliyordu.
Belki birkaç yıl sonra robot atletler koşacak, robot yüzücüler kulaç atacak, robot tenisçiler servis kullanacak. Tribünlerde insanlar olacak ama sahada insanlar yerine algoritmalar mücadele edecek. Hakem düdüğü çalacak, VAR sistemi yine çalışacak ama bu kez
futbolcuların nabzını değil, işlemcilerinin sıcaklığını ölçecek!
Belki de maç sonunda teknik direktör şu açıklamayı yapacak: "Bugün sağ kanattaki robotumuzun yazılımı güncel değildi. O yüzden ikinci yarıda performans düştü."
Basın toplantısında gazeteciler de soru soracak: "Hocam, yeni sürümü ne zaman yüklüyorsunuz?"
Şaka gibi geliyor ama teknoloji, çoğu zaman şakaları gerçeğe dönüştürmeyi seviyor.
Üstelik bu değişim yalnızca stadyumlarda değil, evimizin içinde de yaşanacak. Bizim toplumda sabahın ilk cümlelerinden biri bellidir: "Ekmeği alıp gelir misin?"
Belki de çok yakın bir gelecekte bu cümle yerini bambaşka bir ifadeye bırakacak: "Robotu gönder de iki sıcak ekmek alsın. Dönüşte sütü, yumurtayı ve gazeteyi de unutmasın. "
Kim bilir, belki market alışverişini de o yapacak. Kasada sıra beklemeyecek, para üstünü karıştırmayacak, indirimleri bizden önce takip edecek. Biz evde çayımızı yudumlarken telefonumuza bir bildirim düşecek: "Domates bugün pahalıydı. Bütçeyi korumak için başka ürün tercih edildi. "
Hatta bir gün robot mutfağa poşetleri bırakıp bize dönerek: "Efendim, simitler çok tazeydi. Bir tane de size fazladan aldım. " derse hiç şaşırmayın.
İşte o gün kendi kendimize şu soruyu soracağız: "Acaba evde çalışan kim; ben mi, robot mu?"
Üstelik bu değişim yalnızca sporla ya da günlük yaşamla sınırlı kalmayacak.
Sanatta da yeni bir dönem başlayacak. Belki bir gün sahnede bir robot şiir okuyacak, başka biri roman yazacak, bir başkası senfoni yönetecek. Konferanslar verecek, tiyatro oynayacak, resim yapacak.
Hatta günün birinde bir robot, "Yılın En İyi Yazarı" ödülünü alırsa şaşırır mıyız?
Belki ilk gün şaşırırız...
İkinci gün alışırız...Üçüncü gün ise ondan imza almak için sıraya gireriz!
İşin ilginç yanı, bütün bunları yapan da yine insan olacak. Çünkü yapay zekâyı tasarlayan da, geliştiren de, ona öğrenmeyi öğreten de insan aklıdır.
Özellikle bugünün gençleri yazılımı ve teknolojiyi bizlerden çok daha doğal bir dille konuşuyor. Onlar için yapay zekâ belki de kalem kadar sıradan bir araç olacak. Biz daktilodan bilgisayara geçişi gördük; onlar bilgisayardan düşünebilen sistemlere geçişi yaşayacak.
Elbette bütün bu gelişmeler heyecan verici olduğu kadar düşündürücü de...
Çünkü asıl soru şu: Yapay zekâ neler yapabilecek, bunu az çok tahmin ediyoruz.
Peki ya insan?
İnsan, bütün bu teknolojinin içinde insan kalmayı başarabilecek mi?
Belki gelecekte robotlar futbol oynayacak, şiir yazacak, resim yapacak, alışverişe gidecek...
Ama bir çocuğun gülüşünü, bir annenin, babanın gururu bir dostun omzuna bırakılan eli ya da içten gelen bir vicdan sesini hangi yazılım üretebilir?
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, onu yönlendiren değerler insanın elinde olduğu sürece gelecek umut verir.
Yoksa en gelişmiş makine bile, duygusu eksik bir dünyanın sadece parlak bir aynası olmaktan öteye gidemez.
Yapay zekâ geleceğin en güçlü araçlarından biri olacak. Buna artık kimsenin itirazı yok.
Ama umarım geleceğin en güçlü varlığı yine insan kalır.