Yıllar önce, Ankara'nın bozkırına doğru uzanan bir yolda, bir döneme damgasını vurmuş, binlerce öğretmen, sanatçı, aydın ve düşünen insan yetiştirmiş Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nü ziyaret etme fırsatım olmuştu. O gün, sadece bir okul gezisine çıkmadığımı, aslında zamanın içinde uzun bir yolculuğa çıktığımı anlamam çok uzun sürmedi.
Kapıdan içeri girdiğimde, insan ister istemez kendini biraz toparlıyor. Sonuçta burası öyle sıradan bir okul değil. Burası, öğrencilerin sadece ders görmediği; duvarını ördüğü, ağacını diktiği, türküsünü söylediği, tiyatrosunu oynadığı, tarlasını sürdüğü bir eğitim mucizesinin adresi.
Düşündüm de, bugün bir öğrenciye "Okulunu kendin inşa edeceksin" deseler, muhtemelen ilk sorusu "Hocam, bunun için uygulama var mı?" olurdu. Hasanoğlan'da dolaşırken her köşede geçmişin sesi duyuluyordu. O sınıflarda bir zamanlar heyecanla ders anlatan öğretmenler, bahçede türkü söyleyen öğrenciler, tiyatro salonunda prova yapan gençler vardı sanki. İnsan, duvarlara biraz dikkatli baksa, "Arkadaşlar, ikinci perde başlıyor!" sesini duyacağını düşünüyor.
Ama yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, içimde buruk bir duygu kaldığını itiraf etmeliyim. Çünkü bir zamanların gururu olan bu eğitim yuvası, ne yazık ki kaderine terk edilmiş gibiydi. Koridorlarda sessizlik dolaşıyordu. O güzelim sınıflar, sanki yıllardır öğrencilerini bekleyen yaşlı öğretmenler gibi mahzundu. En çok da müzik odalarına üzülmüştüm.
Bir köşede duran piyano, bana göre artık müzik aleti olmaktan çıkmış, adeta bir yardım çağrısına dönüşmüştü.
Eğer konuşabilseydi muhtemelen şöyle diyecekti: "Evladım, ben burada Mozart da çaldım, halk türküsü de dinledim. Şimdi arada bir gelip tozumu alan bile yok. Bari kapağımı kapatın, üşütüyorum. "
Tiyatro salonunun durumu da farklı değildi. Bir zamanlar alkışlarla yankılanan o sahne, sanki seyircisini kaybetmiş büyük bir sanatçı gibi sessizce bekliyordu. Duvarlar bana bakıyor, ben duvarlara bakıyordum.
Bir ara içimden,
"Acaba burada bir oyun sahnelesek mi?" diye geçirdim. Sonra fark ettim ki, zaten en büyük oyun yıllardır oynanıyordu: Hepimiz bu büyük eğitim mirasının yavaş yavaş unutulmasını sessizce seyrediyorduk.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü sadece bir okul değildi.
O, yoksulluğun içinden bilgi çıkaran, bozkırın ortasında umut yetiştiren büyük bir eğitim hayaliydi.
Bugün o koridorlarda dolaşırken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba bu duvarlar konuşabilseydi bize ne söylerdi?
Sanırım cevabı çok kısa olurdu: "Biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi sıra sizde."