Geçen gün sosyal medyada dolaşırken karşıma güzel bir paylaşım çıktı.

"Her insanın olmak istediği bir yer vardır, istediği insan, beklediği umut, özlediği anlar vardır...

Kimisi kalıyor, kimisi geçiyor. Değişmeyen şey ise hayat devam ediyor."

Sözleri okuyunca ister istemez durup düşündüm.

Çünkü hayat gerçekten devam ediyor...

Otobüsü kaçırınca da devam ediyor.

Saçlar beyazlayınca da devam ediyor.

Telefonun şifresini unutunca da devam ediyor.

Gençlikte dünyanın bütün sorunlarını çözeceğimize inanırken, belli bir yaştan sonra gözlüğümüzü nereye koyduğumuzu hatırlamaya çalışırken de devam ediyor.

İnsan yıllar geçtikçe anlıyor ki hayat, bizim planlarımızla pek ilgilenmiyor. Biz bir şeyler planlarken o kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Kimi zaman büyük umutlarla çıktığımız yolculuklar yarım kalıyor, kimi zaman da hiç hesapta olmayan güzellikler çıkıyor karşımıza. Her insanın olmak istediği bir yer vardır gerçekten.

Kimisi Paris sokaklarını düşler, kimisi çocukluğunun geçtiği köyü özler, kimisi de gençliğinde oturduğu gecekondunun önünden bir kez daha geçebilmenin hayalini kurar.

İstediğimiz insanlar vardır.

Bazıları gelir hayatımıza ve yıllarca kalır.

Bazıları ise tam geldi derken gider.

Bazen de yıllarca beklediğimiz kişi karşımıza çıkar ama bu kez onu bekleyen biz olmayız.

Hayatın ince mizahı da biraz burada başlıyor galiba.

Gençken aşkın peşinden koşarız.

Yaş ilerledikçe doktor randevusunun peşinden...

Bir zamanlar sabahlara kadar eğlenirken, bugün akşam dokuzda esneyip "Ben artık kalkayım" demeye başlarız.

Eskiden doğum günlerimizi sayardık.

Şimdi ise şifremizi, tansiyon ilacımızı ve markete neden geldiğimizi hatırlamaya çalışıyoruz.

Beklediğimiz umutlar da vardır.

Kimimiz bir mektup bekleriz.

Kimimiz bir telefon.

Kimimiz çocuklarımızın başarısını.

Kimimiz de ay sonunu.

Bazı hayaller gerçekleşir, yüzümüze neşe saçar.

Bazıları ise gerçekleşmeden kalır ama hafızamızın bir köşesinde yaşamaya devam eder.

Eski bir şarkı duyduğumuzda, sararmış bir fotoğrafa baktığımızda ya da çocukluğumuzun geçtiği bir sokağın önünden geçerken yeniden canlanırlar.

İnsan ömrü biraz da bunun toplamı değil midir zaten?

Biriktirdiğimiz anılar...

Kaybettiklerimiz...

Bulduklarımız...

Özlediklerimiz...

Ve her şeye rağmen yeniden gülmeyi başardığımız günler...

Kimisi hayatımıza roman gibi girer, dipnot gibi çıkar.

Kimisi bir türkü olur dilimize takılır.

Kimisi de yıllar geçse bile yüreğimizdeki yerini korur.

Ama sonunda hep aynı gerçekle karşılaşırız:

Hayat devam ediyor.

Üzüldüğümüzde de...

Sevindiğimizde de...

Kaybettiğimizde de...

Kazandığımızda da...

Hayat bazen sonbaharda dökülen yapraklar kadar hüzünlü, bazen de pazardan aldığınız karpuzun gerçekten kırmızı çıkması kadar mutluluk verici olabiliyor.

Bu yüzden geçmişe teşekkür etmek, bugüne sahip çıkmak ve yarına biraz umut bırakmak gerekiyor.

Çünkü kimisi kalıyor, kimisi geçiyor.

Hayaller değişiyor.

İnsanlar değişiyor.

Biz değişiyoruz.

Ama hayat, bütün inadıyla yoluna devam ediyor.

Ve biz de onun peşinden...

Bazen koşarak,

Bazen yürüyerek,

Bazen de dizimiz ağrırken söylenerek...

Ama mutlaka devam ederek...