Avrupa ekonomisinde son aylarda en çok konuşulan konuların başında enflasyon geliyor. Uzun süre yüksek enflasyonla mücadele eden Euro Bölgesi’nde fiyat artış hızının yüzde 2,8 seviyesine gerilemesi hem piyasalarda hem de vatandaşlar arasında yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Avrupa Merkez Bankası (ECB) artık faiz artırımlarına ara verecek mi?

Bu soru sadece Avrupa’yı ilgilendirmiyor. Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biri. Avrupa’da yaşanan ekonomik gelişmeler, ihracattan turizme, döviz kurlarından yatırımlara kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor.

Son iki yılda Avrupa ülkeleri, özellikle enerji krizi ve küresel tedarik sorunları nedeniyle tarihinin en yüksek enflasyon oranlarından bazılarını gördü. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte doğal gaz ve elektrik fiyatlarının hızla yükselmesi, üretim maliyetlerini artırdı. Market raflarındaki ürünlerden kiralara kadar hemen her alanda fiyatlar yükseldi.

Avrupa Merkez Bankası ise bu yükselişi durdurabilmek için art arda faiz artırımlarına gitti. Yıllarca sıfıra yakın seyreden faizler kısa sürede tarihi seviyelere ulaştı. Amaç, piyasadaki para miktarını azaltarak talebi yavaşlatmak ve enflasyonu kontrol altına almaktı.
Bugün gelinen noktada ise tablo değişmeye başladı. Enflasyonun yüzde 2,8 seviyesine gerilemesi, uygulanan sıkı para politikasının etkisini göstermeye başladığını ortaya koyuyor. Avrupa Merkez Bankası’nın uzun vadeli hedefi yüzde 2 enflasyon olduğu için mevcut rakam hâlâ hedefin biraz üzerinde bulunsa da geçmiş yıllara göre oldukça olumlu kabul ediliyor.

Peki faiz neden bu kadar önemli?

Faiz oranları yükseldiğinde kredi kullanmak zorlaşıyor. Ev almak isteyen vatandaş daha yüksek kredi faiziyle karşılaşıyor. Şirketler yatırım yapmakta daha temkinli davranıyor. Tüketiciler harcamalarını erteliyor. Böylece ekonomide talep yavaşlıyor ve fiyat artışlarının da hızı düşüyor.

Ancak bunun bir bedeli de oluyor.

Yüksek faiz, ekonomik büyümeyi yavaşlatabiliyor. İşletmeler yatırım kararlarını erteleyebiliyor. Bazı sektörlerde istihdam artışı durabiliyor. Özellikle küçük işletmeler finansman maliyetlerinin yükselmesinden olumsuz etkileniyor.

İşte Avrupa Merkez Bankası tam da bu dengeyi kurmaya çalışıyor. Bir tarafta enflasyonu tamamen kontrol altına alma hedefi bulunurken, diğer tarafta ekonomiyi gereğinden fazla yavaşlatmama kaygısı yer alıyor. Ekonomistler de iki farklı görüş dile getiriyor.

Birinci görüşe göre enflasyon önemli ölçüde düştüğü için yeni faiz artışlarına gerek kalmadı. Hatta önümüzdeki dönemde faiz indirimleri bile gündeme gelebilir. Çünkü Avrupa ekonomisinde büyüme oldukça zayıf seyrediyor. Sanayi üretimi birçok ülkede istenilen seviyeye ulaşamıyor. Tüketici güveni de eski gücünü henüz kazanabilmiş değil.

İkinci görüş ise daha temkinli. Bu görüşü savunan uzmanlar, enflasyonun yüzde 2 hedefinin hâlâ üzerinde bulunduğunu hatırlatıyor. Özellikle hizmet sektöründe fiyat artışlarının devam ettiğini, ücretlerdeki yükselişin de enflasyon üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtiyorlar.

Bu nedenle faiz indirimi konusunda acele edilmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Avrupa Merkez Bankası’nın karar verirken sadece enflasyona bakmadığını da unutmamak gerekiyor. Banka; büyüme rakamlarını, işsizlik oranlarını, ücret artışlarını, enerji fiyatlarını, küresel ticarette yaşanan gelişmeleri ve jeopolitik riskleri de yakından izliyor. Özellikle Orta Doğu’daki gerilimler ile enerji piyasalarında yaşanabilecek yeni dalgalanmalar enflasyon üzerinde yeniden baskı oluşturabilir.

Türkiye açısından bakıldığında ise Avrupa’daki faiz politikalarının ayrı bir önemi bulunuyor. Türkiye ihracatının önemli bir bölümü Avrupa ülkelerine yapılıyor. Avrupa ekonomisinin canlanması, Türk sanayicisinin daha fazla sipariş alması anlamına gelebilir. Özellikle otomotiv, tekstil, beyaz eşya, makine ve hazır giyim sektörleri Avrupa pazarındaki hareketlilikten doğrudan etkileniyor.

Bunun yanında Avrupa’da faizlerin düşmeye başlaması yatırım kararlarını da etkileyebilir. Küresel yatırımcılar daha fazla risk alarak gelişmekte olan ülkelere yönelmeyi tercih edebilir. Bu durum Türkiye gibi ekonomilere sermaye girişini destekleyebilir.
Turizm açısından da olumlu etkiler görülebilir.

Ekonomik olarak rahatlayan Avrupalı tüketiciler tatil harcamalarını artırabilir. Bu da Türkiye’nin turizm gelirlerine katkı sağlayabilir.
Öte yandan Avrupa ekonomisinin tamamen rahatladığını söylemek için henüz erken.

Birçok ülkede kamu borçları yüksek seviyelerde bulunuyor. Nüfusun yaşlanması sosyal güvenlik sistemleri üzerinde baskı oluşturuyor. Sanayide Çin ve ABD ile yaşanan rekabet giderek sertleşiyor. Ayrıca enerji maliyetleri geçmiş yıllara göre gerilemiş olsa bile hâlâ pandemi öncesindeki seviyelerin üzerinde seyrediyor.

Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki toplantılarında “bekle ve gör” yaklaşımını sürdürmesi ihtimali oldukça güçlü görünüyor. Yani banka, faizleri hemen artırmak yerine mevcut seviyelerde bir süre koruyarak yeni ekonomik verileri değerlendirmeyi tercih edebilir.

Vatandaş açısından bakıldığında ise en önemli gösterge market fiyatları olmaya devam ediyor. Enflasyon düştüğünde fiyatlar gerilemiyor; sadece fiyat artışlarının hızı azalıyor. Bu nedenle tüketiciler günlük hayatta enflasyondaki düşüşü hemen hissetmeyebiliyor. Ancak zaman içinde fiyat istikrarının sağlanması alım gücünün korunmasına katkı sağlıyor.

Sonuç olarak Euro Bölgesi’nde enflasyonun yüzde 2,8’e gerilemesi, Avrupa ekonomisi adına önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımlarını durdurabileceği yönündeki beklentileri güçlendiriyor. Ancak bankanın nihai kararı yalnızca tek bir enflasyon verisine değil, ekonomik büyüme, istihdam, ücretler ve küresel gelişmeler gibi birçok göstergenin birlikte değerlendirilmesiyle şekillenecek.

Önümüzdeki aylarda açıklanacak yeni ekonomik veriler, Avrupa’nın para politikasında yeni bir dönemin başlayıp başlamayacağını gösterecek. Avrupa’nın atacağı her adım ise yalnızca kıta ekonomisini değil, Türkiye dahil birçok ülkenin ekonomik görünümünü de yakından etkilemeye devam edecek.