Geçtiğimiz günlerin birinde emeklilerle yapılan röportajları izliyordum. Bir emeklinin bizlere “sosyal atık” muamelesi yapıyorlar, bu durum bizleri ziyadesiyle üzüyor demesi bir emekli olarak gerçekten çok ağırıma gitti. Bir insanın ömrünü verdiği ülkesinde, emeklilik yıllarında kendisini “sosyal atık” gibi hissetmesinden daha ağır bir toplumsal başarısızlık olabilir mi?
Bizler gerçekten bu ülkenin üzerine bir yük müyüz?
Bizler gerçekten birer sosyal atık mıyız?
Bu ülkenin emeklileri, hiç olmadıkları kadar ezilip, itilip, kakılıyorlar. Yaşları yetmişleri aşan emekliler hafta sonlarını düzenlenen mitinglerde haklarını aramak için mücadeleyle geçiriyorlar.
Ülkemizde altı milyonu aşkın emekli “asgari emekli maaşı” ve çevresindeki maaşlarla geçim savaşı veriyor. Kendini bir parça güçlü hissedenler ise kapı kapı dolaşıp iş peşinde koşuyorlar. Pek çoğu inşaatlarda ağır iş yükü altında çalışıyorlar ve yine pek çoğu çalışırken ne yazık ki hayatını kaybediyor.
65 yaş ve üzeri çalışma hayatında görev yapanların sayısı her geçen yıl biraz daha artıyor. 2015 yılında 95 bin olan 65 yaş ve üzeri çalışan sayısı her yıl artan bir grafik çiziyor. 2016’da 106 bine, 2017’de 115 bine, 2018 yılında 145 bine, 2019’da 142 bine, 2020’de 125 bine kadar gerilemişken, 2021’da bir anda 153 bine, 2022’de 193 bine, 2023’de 216 bine, 2024’de 242 bine ve 2025’de ise 265 bine kadar yükselmiş.
60 yaş ve üstü iş arayanların oranı bir yılda yüzde 19.6 oranında artmış. 28 binden 33 bine yükselen iş arayanların sayısındaki artış emekliler için durumların hiçte iyi olmadığına işaret ediyor. Elbette ki bunlar resmi veriler ancak bir de şöyle bir durum var ki o tarafı işin trajik boyutunu gözler önüne seriyor.
Çalışmak isteyen 60 yaş ve üzeri emeklilerin yüzde 65.6’ sı kayıt dışı çalışıyor. Kayıt dışı çalışmak istiyorlar çünkü alacakları her kuruşa ihtiyaçları var. Kimse, sigorta ve vergi yükü altına girmek, emekli maaşlarında kesinti yapılmasını istemiyor. Hal böyle olunca da kayıt dışı çalışan emeklilerin sayısı tam olarak bilinmiyor.
Ömürlerinin en verimli yıllarını bu ülkenin kalkınmasına harcayan emekliler, kalan ömürlerini, huzur içinde aileleriyle geçirmek istiyorlar. Ancak onları fazlalık olarak görenlerin sözleri emeklileri derinde yaralıyor.
Düşünebiliyor musunuz, emekli sayısının çok olması nedeniyle maaşlarına gerekli artışların yapılamadığını söyleyenler, tek kalemde 30 bin liranın üzerinde emekli maaşına zam yapılırken yüzü kızarmıyor.
Bugün emekliler gerçekten ülkeye yük mü oldu; yoksa yıllarca yanlış yönetilen sosyal güvenlik sisteminin faturası emeklilere mi kesiliyor?
Unutmayalım, emeklisini yük gören toplumlar, aslında kendi geçmişlerini inkar ederler.
Ömürlerinin son dönemini huzur içinde geçirmek isteyen insanlara, ‘birkaç yıl yaşayıp ölseler de sistem rahatlar’ anlayışıyla yaklaşılması vicdanla bağdaşmaz. Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında yapılan düzenlemeler, beklenen eşitliği sağlayamadığı gibi, yıllar içinde emekliler arasında büyük maaş farklılıklarının oluşmasına da engel olamadı.
Özetle; Ülkemizde emeklilerin yaşadıklarını ele alıp düzeltecek acil bir yapıya ihtiyaç var. Bunun için zaman geçirilmeden bir “sosyal güvenlik reformu” yapılması gerekiyor. Bugüne kadar hak kaybına uğramış olan emeklilerin kayıpları karşılanmalıdır. Emeklileri “ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek” en büyük kul hakkına girmektir. Milyonların vebalini üzerine alanlar, şapkalarını çıkarıp önlerine koymalı ve gözü yaşlı bu insanların haklarını zaman geçirmeden vermelidirler.
Kaldı ki, verecekleri haklar, bu insanların zaten maaşlarından kuruş kuruş kesilen paraların karşılığıdır. Yani kimse cebinden çıkarıp, bu insanlara bir şey ödemiyor. Emekliler, analarının ak sütü gibi helal olan, zamanında maaşlarından kuruş kuruş kesilen kendi paralarını geri istiyorlar.
Bir ülkenin gerçek zenginliği gökdelenleri, otoyolları ya da bütçe tabloları değildir. Gerçek zenginlik, ömrünü o ülkeye vermiş insanlarına gösterdiği vefadır. Emeklisini yük gören toplumlar, aslında kendi geçmişini inkâr eder. Çünkü bugün emekli dediğimiz insanlar, dün bu ülkeyi ayakta tutan ellerdi. O ellere uzanması gereken şey sadaka değil; yıllarca alın teriyle hak edilmiş adalettir.