
Hatırlarsanız, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinin 68 kuşağı senyörleri yaşadıklarımızı gördüklerimizi bu sayfalarda yazarak sürdürdüğümüzü sizlerle paylaşmıştım. https://cizenleryaziyor.blogspot.com/p/baslarken-okan- ustunkok.html Şimdilerde web grubumuzda birbirimize el vermeyi sürdürüyoruz. Fakültenin yaşayan efsane hocası, çoktan Emeritus olmaya hak kazanmış, en önemlisi de eylemli mimarlık yapmayı sürdüren Erkut Şahinbaş aşağıda paylaşacağım notu göndermiş. Altına imza atacağım deyişi (Experto credito) yaşayarak öğrenmişe itimat ederek okuyun lütfen. “Derler ki Clint Eastwood şöyle demiş: 96 yaşına geldiğinde beden artık insanın müttefiki olmaktan çıkar. Işık rahatsız etmeye başlar, nefes almak bile çaba ister, atılan her adım ise kararlılık gerektirir.
Ama bunların hepsi, yaşlılığın yalnızca görünen yüzüdür. Çünkü yaşlanmanın en zor yanı fiziksel acılar değildir. Asıl zor olan, etrafına baktığında gençliğini, hayallerini, sevinçlerini ve mücadelelerini paylaştığın insanların çoğunun artık hayatta olmadığını fark etmektir. Hayatındaki o büyük çember, zamanla giderek daralır. Telefon daha az çalar. Günler daha sessiz geçer. Ve en derin yara ne dizlerdedir ne de sırtta…En derin yara, artık seni gerçekten dinlemeye vakti olan insanların neredeyse kalmamış olmasıdır. İşte bu yüzden birçok yaşlı insan aynı anıları tekrar tekrar anlatır.
Bunu can sıkmak ya da ilgi çekmek için yapmazlar. O anıları anlattıklarında, kısa bir süreliğine de olsa kendilerini yeniden güçlü, faydalı, sevilen ve vazgeçilmez hissettikleri günlere dönerler. Her hatıra, dünyaya ait olmaya devam etmenin bir yoludur. Uzun yaşamayı alkışlayan bir toplumda yaşıyoruz. Ama çok az kişi, uzun yaşayan insanların gerçekte nasıl yaşadığını merak ediyor. Uzun ömrü kutlarken, nice yaşlı insanın görünmez bir yalnızlığın içinde yaşadığını fark etmiyoruz. Bu sözleri gerçekten Clint Eastwood söylemiş olsun ya da olmasın…Önemli olan, anlatılan gerçeğin var olmasıdır.
Bu gerçek; sokağınızın sonundaki dedede, tek başına öğle yemeği yiyen halanızda, sadece biriyle sohbet etmeyi bekleyen komşunuzda ya da aile sofranızdaki emeklide yaşamaya devam ediyor. Onların her biri yaşayan bir kütüphanedir. İnternetteki hiçbir arama motorunun yerine koyamayacağı deneyimlerle dolu eşsiz bir kitaptır. Telefonunuzu bir kenara bırakıp gerçekten dinlemek için zaman ayırdığınızda olağanüstü bir şey olur: Sadece onların hayatına saygı göstermiş olmazsınız; kendi hayatınızı da zenginleştirirsiniz. Çünkü kırışıklıklar sadece zamanın izleri değildir.
Onlar, dolu dolu yaşanmış bir ömrün sessiz kanıtıdır. Ve onları dinleme ayrıcalığına sahip olan herkes, yaşamayı biraz daha iyi öğrenir.” https://ozuakyazilari.blogspot.com/2019/11/yetmislik-yasam- veteranlar-haftada-bir_25.html yazımda yazdığım gibi içlerinden biri olmaktan iftihar ettiğim, büyük keyif aldığım, Kadıköy Maarif Kolejinin 66-67-68 yılları mensuplarından bir avuç delikanlı her Perşembe, İstanbul’da bir yerde öğlen yemeğinde buluşup #throwbackthursday yapıyorlar.
Perşembe anılar canlandırması da diyebilirsiniz buna. Yılda bir yapılan mezuniyet günlerinin haftada bire taşınması gibi sanki. Kendilerine “Perşembe Canavarları” diyen bu oluşumun en büyük özelliği her şeyin kendiliğinden oluşması. Gündemi, ajandası, ritüeli, güncel yaşama dair beklentisi olmayan bu toplantıya orda olmaktan zevk alan gönüllüler koşa koşa geliyor, dört beş saati bulan birliktelik yaşıyorlar. Anlayacağınız her gün, her saniye yaşamayı öğreniyoruz.