P H O T O 2026 03 14 02 13 37

Önceki ‘basketbolun İsmet Paşa’sı olmak kolay değildir’ yazımın https://sonsoz.com.tr/basketbolun- ismet-pasasi-olmak-kolay-degildir1 izleyeni olarak basketbolcunun insan olarak profil analizini yapalım biraz da. İnsanın hayatında basketbol olmasının en güzel tarafı müthiş sarkastik, kendiyle bile dalga geçebilen, acıtma seviyesinde alaycı mizah gelişmesine çanak tutmasıdır.

Yüksek adrenalinle spor yapan basketbolcuların hemen hepsi hayatı tiye almayı çok iyi becerirler. En ciddi işi yaparlarken bile gırgır geçmesini, olayın içinden mizahı süzmesini çok iyi bilirler. Altmış küsür yıllık basketbol yaşantımın en büyük kazanımı budur. Günün sonunda top beşinde koştuğumuzun ayırdında olup, yaptığım işten keyif almasını hep bilmişimdir. Tıpkı eskiden Elhamra vb. İstanbul sinemalarında, porno filmlere ulaşımın zor olduğu günlerde, ciddi filmlerin arasına attıkları iki veya bilemedin beş dakikalık Aydemir Akbaş filmlerinden araklama seks parçaları atmaları gibi basketbol yaşamından güldürü parçaları anlatayım size ki havamızı bulalım. Efendim Sofya’da Yunanistan’ı yenerek Balkan Şampiyon olmuşuz, Osman abi bizden önce dönmüş İstanbul’da tüm gazetecileri ve oldukça büyük bir seyirci kafilesini Yeşilköy havalimanında hazırlamış muhteşem karşılama için Milli Takım bekleniyor. Sofya üzerinden Atina havaalanına indik, burada uçak değiştirerek İstanbul’a uçacağız. Tüm uçuş evraklarımız ve biletlerimiz rahmetli Erol Erol’da ve tüm takım yorgun argın havaalanı bekleme salonuna dağılmış vaziyette. Erol abi namazımı eda edeyim diyerek ortadan kayboldu. Yarım saat kadar sonra hayret dolu bakışlarımız arasında bizi İstanbul’a götürecek Olimpik Hava Yolları uçağını havada gördük. O zamanlar cep telefonu filan hak getire ve İstanbul’a günde bir uçak var.

Türkiye bizi beklerken, öylece Drazın düdüğü gibi kaldık ortada. Uçağını kaçıran yolculara yapıldığı gibi, bizdeki C motelleri benzeri bir motele aldılar bizi. Sıkış tepiş üçer beşer kişilik odalarda geceyi geçireceğiz. İstanbul’daki iki saattir bizi beklemekte olan kalabalık ve gazeteci grubu arasından Osman abi moteli aradı ve beni çağırdı. Yanımda ki zamanın TRT Atina muhabiri Reha Muhtar’ın tanık olduğu, O’nun tek taraflı ve bağıra çağıra yaptığı görüşme aynen şöyle; “Ünal görüyor musun şu Yunanistan Spor Bakanı’nın yaptığı jesti.. Onları orada yenmiş olmamıza rağmen demek ki sana “katiyen bırakmam bu gece misafirimizsiniz” dedi… Aman şerefinize verilen kokteylde fazla kalmayın çocuklar bir an evvel yatsınlar yarın burada bekliyoruz.” Dünya cini Osman abinin durumu kurtarmak için attığı pasını akla dönüştürerek, genç Reha’yı suça ortak olmaya ikna ettik ve büyük skandal olabilecek trajikomik gafımızı aile içine gömerek ala i vala içinde ertesi gün omuzlarda İstanbul’a indik… Yıldız yaşı hiç geçmeyen Şadi''nin aradaki yaş farkı anlaşılmasın, o seviyesinde dereceye girelim diye atlet forma dışında kalan her tarafını sinek kaydı traş ettiğimiz eski günlere götürdübeni. Osman abinin yine Sergi Sarayı'nın altında o zamanlar bulunmayan boğazlı Converse ayakkabıları zulası vardı.

Milli takıma giren bunlardan birer tane edinmeye hak kazanırdı. Bir de bu çocukların menejerler elinde heba olması endişesini taşıyoruz ama o zamanlar milli oyuncuların menajeri babası her şeyi Osman abiydi. Bu kadar ki çocukların formalarının mavi boncuğunu bile kendi elleriyle dikerdi. Rüyamız nasıl sonlandı peki? Milli patronumuz Osman Solakoğlu her seyahate ve maça gelir, onu kenarda veya otel lobisinde görmek hem bizi hem de rakipleri hizaya getirdi. İstanbul’a gelip, eşiyle beraber bir hafta ful iaşe ibade misafiri olduğu Osman Solakoğlu’na duyduğu sempatik saygı örneğin bizim Balkan Şampiyonası finalini yönettikten sonra yıldızı parlayarak FIBA’nın gözdesi haline gelen Kotleba’ya en azından aleyhimize yanlış yaptırmazdı. Kafile başkanımız olarak gece gündüz otel lobisine oturur kuş uçurtmazdı. İki Amerika seyahati ve birkaç tane turnuvada ki yaklaşık yüz karşılaşmanın hepsine katılan Osman abi bir kere bizimle gelmedi o da bizim koçluğumuzun ve Rüya Takımın sonu oldu maalesef. 1984 yılında Norveç’in Linköping şehrinde Norveç, İsveç, Romanya, Çekoslovakya, Belçika’nın katılacağı Çalenç turuna hazırlanıyorduk. Üçüncü dahi olsak Avrupa Şampiyonasına katılma hakkını kazandığımız görece kolay gruptu. Film tam burada koptu… Osman abi aşırı özgüvenden ve bedava olduğundan olsa gerek lojistiği, iklimi vb. hayati hedef turnuvaya tamamen ters olan Malezya’ya bir hafta evvel gönderdi bizi. Üstelikte kendisi ilk defa gelmedi. Karaçi aktarmalı uzun yolculuktan sonra vardığımız Kuala Lumpur’da katıldığımız sigara firması Benson & Hedges’in sponsorluğunda ki Turnuva’da Taiwan, Avustralya, YeniZelenda vb. hedef rakiplerimizle hiç alakası olmayan takımlarla yaptığımız maçlar ve ülke tanıtımı için sarfettiğimiz sosyal mesailerle güzel bir on gün geçirdikten sonra direk Norveç’e sonun başlangıcına uçtuk…Kubbede kalan hoş seda katma değerimiz oldu…