Sevgili Okur,

Taktım bu aralar Ferhan ustanın harflere dans ettirdiği kitaplarını dinlemeye. Yazının başlığına Hacı Komünist kitabının bir yerinde denk geldim ve “dur ben bunu bir yazıda kullanırım” dedim. İşte kendi dünyamda o büyük gün geldi ve kullanıyorum. Kitabın adı kadar içeriği de çok ilginç. Ferhan Şensoy, çekimi Küba’da yapılan Şans Kapıyı Kırınca filmindeki izlenimlerini yazmış. İyi ki de yazmış.

Ofisteyim. Teknopark Ankara’dan artan trafik cezalarından sonra pas tutan sinyallerin verildiği, nameli ara gazların kesildiği yolu bir yandan izliyorum öylece.

Yol sakin, ben değil. Yine aklımda sürüsüyle düşünceler, Zeki Ökten’in Sürü filmine inat…

Uzun seneler Gama Holding’te üst düzey yöneticilik yapan ve şu an emekli olmuş bir kulüp dostum var. Bilgilerinden faydalanılması bana göre ayrıcalık olan bir zihin. Ayak üstü konuşmamızda projelerdeki artık düşünmemezlikten ve değersizlikten yakındık.

Ne demek istiyorum?

Yenilikçi ve sürdürülebilir, değer katan mühendislik bilgileri yerine yaptım öyle olduculuktan dem vurduk.

Biliyorum aslında karar vericiler işin doğru yapımı için ellerinden geleni yapsalar bile bazen yapıcılar Tabula rasa inancına sıkı sıkıya sarılınca içi boş yapılar endamıyla ülkelerin topraklarında yükseliyor işte. Düşünmeyen zihnin yaptığı iş de çoğu zaman böyle oluyor: dışı bina, içi boşluk.

Bu üst düzey yönetici uzun yıllar Uzak Doğu’da projeler üstlenmiş. Mesleğinin ışığı diyebileceğim bir zihin. Ama görüyorum ki bir şekilde yeteri kadar bilgilerinden faydalanılmıyor işte.

Bu bir yönü.

Bir de diğer, ele avuca sığmaz yönü var aslında. O yön de gerçekten yaptım öyle olduculuk kurbanı projeler oluyor.

Bir firma tanıyorum. Hem kamu projesi hem de özel projeler alıyorlar. Şirket sahibi şantiyelere kafası esince uğrar, kafası da pek esmez ve uğramaz. İşinde taşeron kullanır. Taşeron da “işveren verdiği işe gelmiyor, ben neden gideyim” der ve şantiye sahipsiz bir şekilde otomasyon sistemine bağlı, artık taşeron firma sahibine bağlılığı umut edilen taşeron personelleriyle bir şekilde biter.

Ama bir iki değil… bu hemen hemen her projede böyle olur.

Sonra bir gün birileri projeye bakar ve sorar:

“Bina birazcık sağa mı yatmış?”

Hayır.

Bina değil.

Mühendislik sağa yatmış.

Evet, yaptım öyle olduculuk yaz yaz bitmez. Ama yine de idealist proje karar vericileri sayesinde en azından minimuma iner diye ütopik şekilde düşünüyorum.

Çünkü düşünmeyen aklın yaptığı iş, sonunda sahibini de yorar.

Haftaya Cuma yazım yok çünkü bayram.

Dünyanın hengâmesi içinde bir bayram daha yaklaştı.

Bayramlarımız yaptım öyle oldu’ya dönmeden, şeker tadında düşüncelerle hepinize mutlu bayramlar diliyorum.

Sağlıcakla.