Hatıralarımda kayıtlı, Bob Ross resimleri gibi yeşilin her tonunun olduğu bir Tunceli sabahından yazıyorum bu satırları. Yine bir proje, yine bir şantiye…
Aklımda insana dair bir yazı vardı. Bugün onu harflerin sırtına yüklemek istiyorum:
İnsan.
1 Mayıs arasında eşimle birlikte Sivas-Kemaliye turuna katıldık. Özellikle Kemaliye, beklentimizin çok üzerinde bir güzellik çıktı. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Kemaliye’nin “Lök” tatlısından, insanından ve hikâyesinden, insanın serüvenine geçmek istiyorum.
Sivas Arkeoloji Müzesi’nde, Eski Tunç Çağı’na tarihlenen, MÖ 3000–2000 bandında rehberin aktardığına göre salgından öldüğü düşünülen anne ve çocuk iskelet mezarı sergileniyor. Mezarın olduğu gibi çıkarılıp müzeye taşındığını anlattı.
4000–5000 yıl öncesinden gelen bir gerçeklik…
Yine aynı müzedeki Hitit eserleri ve fosil koleksiyonları bende başka bir duyguyu tetikledi:
İnsanın binlerce yıldır hayatla mücadelesini.
Hayat aslında bir mücadele arenası. Özellikle bazı coğrafyalarda bu daha sert hissediliyor.
Dikran Masis’in “Limon satsam bir senede limon kralı olurum” sözü, insanın kendine olan inancının karakterini gösteriyor bence.
İlber Ortaylı da yıllarca programlarında insanı anlamaya çalıştı bana göre. Hep anlattı:
“Her gün yeni şeyler ama doğru şeyler öğrenin.”
Çünkü gelişmeyen insan, zamanın gerisinde kalıyor.
Çifte Minareli Medrese’yi gördüğünüz zaman, 1271 yılında insanın vizyonunun nereye ulaşabildiğini hissediyorsunuz.
Bu eserleri yapan zihinler de, teknoloji devrimini gerçekleştirenler de aynı yürüyüşün ayak izleri aslında.
“Bir anne-çocuk iskeleti bizi nerelere getirdi” denilebilir. Ama benim baktığım yer insanın yok oluşu değil. Çünkü dünyaya biraz tarih sayfalarının arasından baktığınız zaman, insanlığın yok oluşuna onlarca defa şahit oluyorsunuz zaten.
Burada parlayan şey başka:
İnsanın gelişme ve ayakta kalma iç güdüsü.
Rehber, “İnsan ilk defa et yediğinde aldığı proteinle beyninin hacmi genişledi ve düşünmeye başladı” dedi. Biraz araştırınca bunun sadece et değil, birçok farklı etkenin birleşimiyle açıklanabildiğini gördüm.
Sonra düşündüm…
Kirazın bile 700 liraya yaklaştığı bir dönemde, insan proteinden bu kadar uzak kaldığı için mi her haber kavga, ölüm ve magandalıkla bitiyor?
Tarih, binlerce yıl sonra bugünleri hangi çağ olarak yazacak merak ediyorum.
Akşam yemekte konuştuğumuz başka bir şey daha vardı:
Her şeye rağmen bu coğrafyada son yıllarda oluşan değişim.
2005 yılından beri bu bölgenin havasını soluduğunuz zaman, Bob Ross’un tuvale armağan ettiği fırça darbeleri biraz daha belirginleşiyor.
Burada iş yapan bir yüklenicinin yaklaşık 25 yıldır ayakta kaldığını öğrendim. Masada deprem bölgesinin ilk aylarındaki kargaşa içinde yeni şehirlerin nasıl kurulduğunu konuştuk. İş dünyasının zorluklarını, finansal dengenin önemini ve sürdürülebilir kalmanın yollarını…
Ben de kamu projelerinden büyük kazanç elde ettikten sonra bir tatil bölgesinde ada satın alan ve kısa süre sonra batan bir firmayı anlattım.
Acı acı tebessüm ettik.
İşte, halk arasında “vebalı anne ve çocuk” diye anılan o iskelet mezar bana bütün bunları çağrıştırdı.
İnsanız ve yaşıyoruz.
Vizyonumuza veba bulaştırmak istemiyorsak, önce kendimizi geliştirmeli, sonra da sürekli yenilemeliyiz.
Sağlıcakla.
Vebalı Zihinler
Serhat Yıldız
Yorumlar
Trend Haberler
Dünyada Tek Olan Kur’an-ı Kerim İşlemeli Tesbih Ankara’da Sergileniyor
Ankara Tesbih Fuarı’nda İsa Balkaya’ya Yoğun İlgi: “Gençlerin Zevkine Göre Yeni Modeller Üretiyoruz”
Suat Yeşilyurt: “Tesbih Artık Büyük Bir Sektöre Dönüştü”
Gazeteci Nur Delice’nin Anne Acısı: Yıldız Delice Son Yolculuğuna Uğurlandı
EGM Sağlık mağdurları çözüm bekliyor!
Memur ve Emeklinin 4 Aylık Enflasyon Kaybı Ortaya Çıktı!