İnsan büyüdüğünü bir anda anlamıyor. Kimse bir sabah uyandığında “Ben artık çocuk değilim” demiyor. Her şey sessizce oluyor. Bir gün arkadaşlarınla son kez sokakta oyun oynuyorsun ama bunun son olduğunu bilmiyorsun. Bir gün annen seni son kez çocuk gibi görüyor belki, bir gün bir bayram sabahı eskisi kadar heyecanlı uyanmıyorsun. Ama o an fark etmiyorsun. Sonradan aklına geliyor sadece.
Bence büyümek biraz da böyle bir şey. Büyük değişimlerden çok küçük kayıplar aslında. İnsan zaman geçiyor sanıyor ama bazen değişenin zaman değil, insanın kendisi olduğunu fark ediyor.
Eskiden küçücük şeylere sevinen halimizi düşünüyorum bazen. Okul çıkışı alınan bir tost, hafta sonu gezmesi, bayramlık almak, sevdiğin biriyle birkaç dakika konuşmak… Şimdi çoğu şey aynı heyecanı vermiyor. Çünkü büyüdükçe sadece yaş almıyoruz, yük de biriktiriyoruz. Kaygılar büyüyor, sorumluluklar artıyor, insanın içindeki o hafiflik azalıyor.
Bir de şu var; insan aynı kişi olarak kalmıyor. Mesela 15 yaşındaki halimizle bugünkü halimiz aynı değil. O zaman üzüldüğümüz şeyler başka, mutlu olduğumuz şeyler başka. Şimdi dönüp bakınca bazı şeyleri ne kadar kafaya taktığımızı düşünüp gülüyoruz. Demek ki insan gerçekten hayatı boyunca birkaç farklı kişi oluyor.
Belki de bu yüzden bazı anlar sonradan bu kadar değerli geliyor. Çünkü yaşarken sıradan sandığımız şeylerin aslında bir dönemin sonu olduğunu çok geç anlıyoruz. Çocukluğun son günü gibi mesela… Kimse hangi gün olduğunu bilmiyor.
Şimdi herkes sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Geleceği düşünüyoruz, işleri düşünüyoruz, hayat telaşını düşünüyoruz. Ama bazen insan durup eski bir fotoğrafa baktığında anlıyor bazı şeyleri. Meğer en güzel zamanlar, o sırada fark etmeden yaşadığımız zamanlarmış.
Hep “anı yaşa” deniyor ya… Belki de mesele anı yakalamak değil. Çünkü bazı anların değerini ancak geçtikten sonra anlayabiliyoruz. Belki de hayat dediğimiz şey tam olarak bu. Fark etmeden büyümek, değişmek ve dönüp geriye bakınca içimizde hafif bir özlem hissetmek.