Bazen kendi kendime soruyorum, daha ne olmalı ki içim rahatlasın. Ne yaparsam, nereye gelirsem tamam diyebileceğim. Ama işin garibi, o nokta bir türlü gelmiyor. Hep biraz daha var gibi. Hep bir eksik hissi.
Bir şeyi çok istiyorum, peşinden gidiyorum, sonunda elde ediyorum. Kısa bir mutluluk geliyor, sonra yine aynı boşluk. Sanki içimde doymayan bir yer var ve ne verirsem vereyim yetmiyor. Bu sadece bende değil, etrafıma bakıyorum, çoğumuz aynı haldeyiz.
Belki de sorun gerçekten eksik olmamız değil. Bize hep eksik olduğumuzun söylenmesi. Küçüklükten beri daha iyisi ol, daha fazlasını yap, geri kalma diye diye büyüdük. Kimse dönüp de olduğun halinle de değerlisin demedi. O yüzden ne yaparsak yapalım içimizde bir yer ikna olmuyor.
Bir de kendimize karşı çok acımasızız. Başkası aynı şeyi yapsa alkışlayacağımız şeyleri kendimiz yapınca küçümsüyoruz. Yeterli değil diyoruz. Daha iyisini yapmalıydım diyoruz. Bu ses hiç susmuyor. Belki de bizi en çok yoran şey bu.
İnsan bir noktada şunu fark ediyor. Dışarıda kazandıklarının bir sınırı var ama içerideki beklentinin sınırı yok. Sen ne kadar ilerlersen ilerle, o beklenti hep bir adım önde. O yüzden yetişemiyorsun.
Belki de yeterli hissetmek bir varış noktası değil. Bir karar. Kendine biraz daha insaflı davranma kararı. Her şeyi mükemmel yapmak zorunda olmadığını kabul etme kararı.
Tatmin dediğimiz şey de dışarıdan gelen bir şey değil gibi. İçeride biraz durabilmek. Sürekli koşmayı bırakıp nefes alabilmek. Şu an bulunduğun yeri küçümsememek.
Belki hiçbir zaman tamamen tamam hissetmeyeceğiz. Ama belki de mesele bu değil. Mesele, eksik hissettiğin halde de yaşamaya devam edebilmek. Kendini sürekli yargılamadan, biraz daha sakin kalabilmek.
Ve belki en önemlisi, kendine şunu söyleyebilmek
Bu halimle de varım. Bu halimle de yeterim.