Kendini müstemleke valisi sanan Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumunda ortaya atıp savunduğu iddia üç ayaktan oluşuyordu, bunlar:

1- İyiliksever Monarşi

2- Monarşik Cumhuriyet

3- Güçlü Lider

Sonsöz gazetesinde yayınlanan bundan önceki iki makalemde ilk iki söylemin neden saçma olduğunu, fakat bu söylemleri saçma bulmama rağmen neden irdelemeye gerek duyduğumu uzun uzadıya anlattım okumadıysanız öncelikle o iki makaleyi okumanızı tavsiye ederim.

Şimdi sıra Tom Barrack’ın bu bölgede sadece güçlü liderler sorun çözebilir iddiasını irdelemeye geldi...

Peşin peşin söyleyeyim ilk iki iddia ya da söylem gibi bu söylem de ciddiye alınmaya değmeyecek kadar saçma sapan bir söylemdir amma ve lakin söyleyen kişinin unvanı Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi olunca bu söylemin arka planında yatan asıl amacı ortaya çıkarabilmek için ne kadar saçma sapan olursa olsun bu sözleri irdelemek gerekiyor.

Önce Tom Barrack’ın bahse konu sözlerini hatırlatayım: “Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Eğer güç göstermezseniz, zayıflık gösterirseniz, savunmada kalırsınız. Suriye bunun iyi bir örneği. Suriye neden işliyor? Çünkü güçlü, kararlı ve cesur bir lider var. İnsanlar geçmişte onunla aynı fikirde olmayabilir ama onu bir yere doğru liderlik ederken görüyorlar.

Körfez örneğine bakacak olursak; bu ülkelerin oldukça başarılı olduklarını ve buradaki iyiliksever monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Eğer bölgeyi incelerseniz ki antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı muhtemelen yine eleştiri alacağım, işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum ‘tek’ şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Ya iyiliksever monarşiler ya da bir nevi monarşik cumhuriyetle.”

Tom Barrack’ın ortalamanın üstünde bir zekası ve belirli bir seviyede bilgisi olduğu muhakkak üstelik temsil ettiği makamın gereği belirli bir sorumluluk da taşıyor yani kahve geyiği yapan, belediye temizlik işlerinden emekli bir dayı değil değil mi?

Bu durumda bu sözleri neden söyledi bu tespitleri neden yaptı diye sormamız gerekiyor.

Bakınız Barrack efendi “Orta Doğu bölgesinde işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum ‘tek’ şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz” diye ahkam kesmiş...

Pekala bende buradan soruyorum:

Saddam, Esad ya da Kaddafi güçsüz liderler miydi?

Bugün Molla Cuntası güçsüz mü?

Madem Barrack efendinin bu tezi doğru hepimizin son derecede güçlü liderler olduğu konusunda hemfikir olduğumuz; Saddam, Esad, Kaddafi gibi liderler ya da Molla Cuntası hangi sorunu çözebilmiş?
Bunların gücü ne işe yaramış?

Bırak bunları Putin gibi son derecede güçlü bir lider Rusya’nın hangi sorununu çözebilmiş?

Güçlü Liderlik denilince ilk akla gelen Hitler, Mussolini, Stalin ya da Franko gibi liderler ne yapmış ne işe yaramış?

Bu soruların yanıtı siyasi tarih kitaplarında yazıyor detayını merak eden açsın okusun ama ben özetle şunu söyleyeyim güçlü liderlik hiç bir şekilde işe yarayan bir şey değildir.

Unutmayın kontrolsüz güç güç değildir gücün denge ve denetleme mekanizmaları ile sınırlanması yasalar ile sorumluluk yüklenmesi gerekir aksi takdirde tekilleşen ve denetimsiz kalan güç diktatörleşir ve sorun çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.

Peki, Barrack efendi bunları bilmiyor mu?

Çok büyük bir olasılıkla biliyordur peki o zaman niye böyle saçma bir söylemi ortaya atıyor?

Çünkü Barrack efendinin istediği “güç” denetimden muaf, halka hesap vermeyen, yargıdan korkmayan ve Amerika'nın tak diye emrettiğini şak diye yapan politikacıların sahip olduğu imkanlardır...

Bugün deneyimli yazar Aslan Bulut da Yeniçağ Gazetesindeki köşe yazısında bu güç isteğinin arka planındaki stratejiyi yazmış bende paylaşayım:

Gerçekten de ABD, bölgede tek adamla yönetilen ülkeler ister.

Burada, CIA eski Türkiye şefi Paul Bernard Henze'nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunu hatırlamak gerekir. Henze, raporunda özetle şöyle demişti:

“Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız.

Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis'i ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.

Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarını yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz.”

Son söz olarak da şunu söyleyeyim: Gerçekte sorun çözmek istiyorsanız kişinin değil sistemin güçlü olması ve gücü kullanan kişilerin denge ve denetleme mekanizmaları tarafından sınırlandırılmasının gerekli olduğunu herkes bilir.

İnsanlık tarihi uygarlığın ancak ve ancak gücü kullanan kişilerin güçlerini sınırlayabilmek sayesinde ilerlediğini gösteriyor. Orta Doğu ülkelerinin sorunu ise liderlerinin güç eksikliği değil gücün sınırlanmasındaki yetersizliktir.