Türkiye'nin iki temel ekonomik sorunu vardır:

1- Toplumsal iklimin üretimi desteklememesi.

2- Patronların üretmeyi bilmemesi.

Türkiye’de patronlar üretmeyi bilmez, onların tek bildiği siyasete yakın durup ihale, ithalat ve imar rantından pay almaktır.

Hoca böyle önemli bir iddiada bulunuyorsun da elinde ciddi bir kanıt var mı?

Diye sorarsanız...

Kanıtım açıkça ortada: Türkiye’nin tek bir küresel markası bile yoktur...

Memlekette bunca yıldır sınai üretim yapılır amma ve lakin dünyada marka bağımlılığı yaratıp, yüksek katma değerli markalı ürün üretebilen tek bir Türk firması bile yok.

Diğer bir önemli kanıt ise Türkiye’nin dış ticaret verileridir...

Malum Türkiye’nin ithalatı hep ihracatından daha fazla ve devamlı olarak dış ticaret açığı veriyoruz yani üretebildiğimizden çok fazlasını tüketiyoruz ve daha da kötüsü bunu borç harç yapıyoruz. Sonuçta memlekette devamlı olarak bir cari açık ve döviz krizi sorunu yaşanıyor.

Sonuç olarak kanıt çok ve sorun da ortada, bunu görüp nasıl bir çare bulmamız gerektiği konusunda acil kafa yormamız gerekiyor yoksa iş işten geçecek gene yaya kalacağız.

Bakınız, çözmemiz gereken ilk temel sorun: Toplumsal iklimin üretimi desteklememesi sorunudur.

Bu çözülmesi gerçekten de çok zor, muazzam miktarda bir siyasi irade gerektiren, çok ciddi sosyolojik, kültürel, hukuki ve iktisadi değişimlere ihtiyaç duyulan yapısal bir sorundur.

Sorun o kadar derindedir ki “başımız icat çıkarma”, “eski köye yeni adet getirme” ve benzeri kültürel kodlarımız dahi bulunmaktadır ve bizim öncelikle bu kodları kırabilmemiz gerekiyor.

Diğer yandan üretimi destekleyen en temel unsur: HUKUK GÜVENCESİDİR!

Adil, tarafsız ve hızlı işleyen bir hukuk sisteminin olmadığı herhangi bir yerde üretimin gelişmesi asla mümkün değildir.

Ülkemizde ise hukukun durumu ortada sadece İBB davasında Ekrem İmamoğlu ve yoldaşlarına yapılanları gören biri “İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanına bile bunların yapılabildiği böyle bir hukuk düzeninin olduğu bir ülkede nasıl ve neye güvenerek yatırım ve üretim yapabilirim?” Diye sormaz mı?

İki sosyal medya paylaşımı yapanın kelepçeye geldiği, rüşvet ve yolsuzluk işlerinin ayyuka çıktığı, irili ufaklı çetelerin ortalığı haraca kestiği bir ekonomide kim nasıl üretim yapabilir?

Dahası memlekette en küçük bir alacak verecek davası bile yıllar sürüyor, hele hele davanın tarafı devletse davaların hükme bağlanması on yıllar sürebiliyor değil mi?

Ekonomik ve siyasi istikrar ise bir diğer önemli unsurdur.

Bir krizden diğer bir krize savrulan, kronik enflasyon ve dış borç krizi ile boğuşan bir ekonomide yatırım ve üretim yapılabilir mi?

Ekonomide tek sorun krizler de değil ekonomik kararlarda bir uçtan diğer uca durmaksızın savrulan bir karar alma mekanizması ekonominin aktörlerinin karşısındaki en önemli sorundur.

Malum 2023 seçimleri öncesinde ekonomiyi yönetenler “faiz sebep enflasyon sonuçtur” ve “nas var nas sana bana ne oluyor” gibi söylemler ile enflasyonun altında negatif faiz uygulamaları yapmışlardı. Sonra seçimler geldi geçti aynı kişiler bu sefer “rasyonel politikalara döneceğiz” diyerek yüksek faiz politikaları uygulamaya geçti değil mi?

Şimdi yatırım kararı verecek bir kişi yarın karşısına nasıl bir tablo çıkacağını bilmeden nasıl karar alabilir ki?

Sonuçta dünyada yatırım yapılabilecek onlarca istikrarlı, enflasyonu kontrol altında ve öngörülebilir politikalar uygulayan ülke var bir yatırımcı buralarda yatırım yapmak varken neden gelip Türkiye’ye yatırım yapsın ki?

Toplumsal iklimin üretimi desteklememesi sorunu ile ilgili yazacak daha çok şey var ama bu kadarı bile sorunun vahametini ortaya koymaya yetecektir diye düşünüyorum.

Bir sonraki makalemde ise patronların üretmeyi bilmemesi sorununu işleyeceğim...