Mutlak ya da mutlaka yakın derecede denetimsiz iktidar gücüne sahip bir muktedir herhangi bir insanı çoluk çocuğu, ailesi, işi ya da malı mülkü ile tehdit ederse kim ne kadar direnebilir?
Bakınız bu konuda tarihe mal olmuş ders alınacak epeyce hikaye vardır...
Teşbihte hata olmaz diyerek Stalin’e rivayet edilen işte böyle bir hikaye vardır, anlatayım:
Stalin canını sıkan ya da iktidarı için tehdit teşkil ettiğini düşündüğü birinden kurtulmak istediğinde onu akşam yemeğine davet edermiş...
Şık bir salonda mükellef bir sofra kurulur kuş sütü eksik olmazmış, Stalin ile hedefe koyduğu kişi oturur birlikte keyifli bir yemek yerlermiş...
Yemek bitip tatlıya geçilirken Stalin votkasından bir yudum alır karşısındakine döner ve buz gibi bir ifade ile: “Şimdi farkında değilsin ama artık sen bir ölüsün, senin kalemini kırdım infaz emrini verdim.” Dermiş...
Karşısındaki kişi doğal olarak şoka girer, korkudan donar kalır, tam anlamıyla dehşete kapılırmış...
Stalin karşısındakinde yarattığı bu dehşeti görünce gözlerini karşısındakinin gözlerine diker ve buz gibi bir sesle: “Üstelik sadece senin değil, tüm ailenin ve sevdiklerinin de kalemini kırdım!” Diye eklermiş...
Karşısındakinin tam bir paniğe kapılıp eli ayağı boşalınca demirin tavına geldiğini anlar ve: “Şimdi önünde iki seçenek var ya hemen tatlını bitirir eve gider, devrime ve vatana nasıl ihanet ettiğini anlatan, çok pişman olduğunu belirten güzel bir intihar mektubu yazdıktan sonra kafana sıkıp intihar edersin ve bu durumda sadece sen ölürsün. Eğer bunu yaparsan ben de aileni bağışlar ve onların yaşamalarına izin veririm. Veyahut da dediğimi yapmazsın buradan senin ölün çıkar, adamlarım gider evindekileri de kedine köpeğine kadar katleder. Sen bilirsin seç.” Dermiş...
Eh bu iki seçenek karşısında kalan hemen hemen herkes eve gider, itiraflarını içeren bir mektup yazar ve kafasına sıkarmış...
Doğrudur değildir bilmem ama Stalin’in bu yöntemle kendisine tehdit teşkil ettiğini düşündüğü bir çok rakibinden kolayca kurtulmuş olduğu rivayet edilir.
İnsanların sevdikleri ile sınanması gerçekten de korkunç ama korkunç olduğu kadar da etkili bir yöntemdir. Açıkça söylemek gerekirse böyle bir durumda kalan bir insanın yapabileceği fazla bir şey yoktur.
Bu tip yöntemleri kullanmak elbetteki sadece Sovyet Diktatörü Stalin’e özgür değildir. Mutlak güce sahip bir çok diktatör ve monark bu ve benzeri yöntemler ile muhalif ya da rakiplerini bertaraf edip iktidarlarını sürdürmüştür.
Saddam’dan Esad’a, Kaddafi’den İdi Amin’e kadar böyle yöntemler kullanan bir çok diktatör bulunmaktadır.,
Geçmişte mutlaki monarşilerin sürdüğü dönemde de böyle olaylar çok sık görülür bu ve benzeri saray entrikası olarak adlandırılan yöntemler sık sık kullanılırdı.
Çağdaş demokrasilerde ise iktidar tamamen meşru ve ahlaki yöntemler ile sürdürülür ya da el değiştirir, ne kazanan ve ne de kaybeden taraf meşruiyetten ayrılmaz çünkü güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı esastır.
Çağdaş demokrasilerde ilk olarak gücün tekilleşmesine ve denetim dışına kalmasına izin verilmez, denge ve denetleme mekanizmaları korunur...
İkinci olarak ise yarın öbürkü gün bağımsız ve tarafsız yargıya hesap vermekten korkan iktidar sahipleri bu tip operasyonlara girişmeye asla cesaret edemez.
Siz demokrasinin denge ve denetleme mekanizmalarını buharlaştırıp, iktidarın yargıya hesap verme korkusunu ortadan kaldırırsanız güç tek elde toplanır ve güç sahipleri tekilleşen iktidarlarını koruyabilmek için her yolu mübah sayar.
Şimdi bu kadar lafı niye ettin bu hikayeleri niye anlattın diye soracaksınız, anlatayım:
Malum son günlerde CHP’den AKP’ye yaşanan transferler gündeme damga vuruyor.
Sizce Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Afyon Karahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal ya da Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan gibi siyasetçiler neden CHP’den istifa edip AKP’ye katılıyor?
Bir kişi dünya görüşü ve savundukları ideoloji bu kadar farklı iki siyasi yapı arasında transfer oluyorsa elbette ki bu hayatın olağan akışına uygun olarak değerlendirilemez...
Herhangi bir teşvik ya da tehdit unsuru olmadan böyle olağan dışı bir transferin olabileceğine inanmak ise elbete ki pek kolay değildir.
Sonuç olarak bahse konu siyasiler madem böyle bir işe girişiyor bunun nedenini kamuoyuna net bir şekilde açıklamakla da yükümlüdürler.