Sevgili okurlarım,

Bu haftaki köşe yazımı başımızın tacı annelerimize ayırdım. Çünkü hayatın neresine bakarsak bakalım, hangi hikâyeyi dinlersek dinleyelim, her yolun bir yerinde mutlaka bir anneye çıkarız. Bazen bir hatırada, bazen bir özlemde, bazen de içimizi ısıtan küçücük bir anıda… Anne dediğimiz o büyük duygu, aslında bir ömrün en sessiz ama en güçlü kahramanıdır.

Anneler Günü yaklaşınca etraf bir anda değişiyor. Çiçekçiler doluyor, hediyeler alınıyor, güzel sözler havada uçuşuyor. Herkes bir şekilde annesini hatırlıyor, hatırladığını göstermeye çalışıyor. Ama insanın içini kurcalayan o soru hep aynı kalıyor: Bir annenin değeri gerçekten bir güne sığar mı? Yoksa biz yıl boyunca görmezden geldiğimiz sevgiyi, bir günle telafi etmeye mi çalışıyoruz?

Anne, sadece bir sıfat değildir. Anne, bir evin kalbidir. Sabah herkesten önce uyanan, gece herkes uyuduktan sonra bile hâlâ bir şeyleri düşünen, kendi yorgunluğunu en sona bırakan bir sabrın adıdır. Çocuk için ilk öğretmendir, ilk güven duygusudur, ilk sığınaktır. Daha kelimeler oluşmadan sevgiyi öğreten, daha hayatın ne olduğunu anlamadan hayata hazırlayandır.

Bir çocuğun hayata bakışı, çoğu zaman annesinin ona baktığı gözlerle şekillenir. Sevgiyle büyüyen çocuklar daha güçlü olur. Kendini değerli hisseder, merhameti öğrenir, paylaşmayı bilir. Ama anne sevgisinden mahrum büyüyen bir çocukta derin bir boşluk oluşur. Güvensizlik baş gösterir, kırgınlık birikir, bazen de anlam verilemeyen bir öfke yerleşir kalbine. Çünkü insan, hayata ilk olarak annesinin kalbinden bakar.

Aslında anneler sadece çocuk yetiştirmez; bir toplum inşa eder. Bugün sokakta karşılaştığımız her insanın karakterinde, duruşunda, hayata bakışında bir annenin izi vardır. O yüzden bir annenin verdiği sevgi, sadece bir çocuğu değil, yarının dünyasını da şekillendirir. Bir annenin sabrı, bir toplumun huzuruna dönüşebilir.

Ama ne yazık ki bu kadar büyük bir emeğin karşılığı her zaman verilmez. Çalışan anneler iki hayatı aynı anda omuzlarında taşır. İş yerinde güçlü olmak zorundadır, evde şefkatli… Yorulma lüksleri yoktur. Ev hanımı olan anneler ise çoğu zaman “çalışmıyor” diye küçümsenir. Oysa onların emeği görünmezdir ama vazgeçilmezdir. Bir evin düzeni, bir çocuğun karakteri, bir ailenin huzuru onların sessiz çabasıyla ayakta durur.

En çok da insan şuna üzülür… Anneler genelde yokluklarıyla anlaşılır. Oysa bir annenin değeri, varlığıyla bilinmeli. Çünkü bazı sevgiler geç fark edildiğinde geriye sadece derin bir sızı bırakır. Keşke değer vermek için geç kalmasak, keşke sevgiyi göstermek için özel günleri beklemesek.

Belki de en büyük yanılgımız, anneleri hep güçlü sanmamızdır. Oysa onlar da yorulur, kırılır, üzülür. Sadece belli etmezler. Çünkü evlatlarının yükünü hafifletmek için kendi yüklerini sessizce taşımayı öğrenmişlerdir. Geceleri uykusuz kalıp sabah gülümseyen, içi kırıkken bile “iyiyim” diyebilen o güçlü kalpler… İşte anneler tam da böyle bir sabrın adıdır.

Anneler Günü’nde alınan bir çiçek elbette güzeldir. Ama asıl mesele o çiçeğin dışında kalan günlerde de aynı değeri gösterebilmektir. Bir “nasılsın” demek, bir sarılmak, bir an durup gerçekten dinlemek… Belki de bir annenin en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur. Çünkü anne, karşılık beklemeden veren tek varlıktır ama bu, onun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Unutmayalım… Bir toplumun gücü, annesine verdiği değerle ölçülür. Eğer anneler hak ettiği değeri görmüyorsa, o toplumda bir şeyler eksiktir. Çünkü güçlü bireyler, güçlü annelerin ellerinde büyür. Sevgiyle büyüyen nesiller, daha adil, daha vicdanlı ve daha umut dolu bir dünya kurar.

Bu yüzden gelin sevgiyi bir güne sığdırmayalım. Annelerimizi sadece hatırladığımız günlerde değil, her gün hissedelim. Çünkü anne dediğin şey, bir gün değil, bir ömürdür. Onların kıymetini bilmek için yarınları beklemeyelim. Bugün bir sözle, bir dokunuşla, bir içten bakışla sevgimizi gösterelim.

Bir sonraki hafta başka özel bir konuyla buluşmak üzere, mutlu hafta sonları.