Bu son derecede yanlış bakış açıcı Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu’ya ait.
İsterseniz önce onun nasıl bir iddiada bulunduğunu bizzat onun kelimeleri ile aktarayım sonra da neden yanlış olduğunu açıklayayım:
Erhan Afyoncu: “Türkiye artık genç nüfusa sahip olmayan ve nüfus artış hızı durma noktasına gelen bir ülke. Cumhurbaşkanımız yaklaşık 20 yıldır bıkıp usanmadan bu duruma dikkat çekiyor. Ben de 2008’den itibaren gerek televizyon programlarımda gerek gazete yazılarımda bu tehlikeye devamlı dikkat çektim ve bu işin bir kâbusa doğru gittiğini vurguladım. Çünkü tarih bu meselenin nereye gideceğini bize gösteriyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun son asırlarında da nüfusumuz artmamış, bu yüzden savaşları ve bir imparatorluğu kaybetmiştik. Osmanlı Beyliği, bir imparatorluğa dönüşürken bu durumda nüfusunun da önemli bir rolü vardı. Bu dönemde Avrupa’daki birçok devletten daha fazla nüfusa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu 10 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hükmetmişti. Ancak 17. yüzyıldan itibaren nüfus dengesi Osmanlı’nın aleyhine dönecekti. Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfusu 17-18. yüzyıllarda fazla artmazken, Avrupa’nın nüfusu 100 milyondan 190 milyona çıkarak iki misline yakın artmıştı. Tarihçi Charles Issawi, 17. yüzyılın başlarında Osmanlı nüfusunun Avrupa’nın altıda biriyken, iki asır sonra 18. yüzyılın sonlarında onda birine gerilediğini söyler. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’dan teknolojik olarak geri kalması ve bu yüzden savaşlarda mağlup olup topraklarımızı kaybettiğimiz hep anlatılır. Ancak üzerinde fazlaca durulmayan önemli bir husus ise Osmanlı Devleti’nin özellikle Rusya’ya karşı savaşları kaybetmesinde teknolojik geriliği kadar nüfus olarak da Ruslar’dan geri kalmasının önemli bir rolü olduğudur. İmparatorluğun son iki asrında Osmanlı nüfusu hemen hemen aynı kalırken Rusya’nın nüfusu 10 misli artmıştı ve ordu büyüklükleri karşılaştırıldığında Rus ordusu Türk ordusunun beş misline yakın bir büyüklüğe ulaşmıştı. Artmayan nüfusumuz bize milyonlarca kilometre karelik bir imparatorluğu kaybettirmişti.” Demiş.
İlk okunduğunda bu yorum konuyu bilmeyen biri için son derecede makul gelebilir ama konu üzerinde biraz düşününce Erhan Afyoncu’nun burada kurduğu nedensellik ilişkisinin son derecede yanlış olduğu anlaşılır.
Afyoncu şurada haklıydı Osmanlı’nın nüfusu artmıyordu...
Osmanlı da nüfus artmamasının sebebi ise Osmanlı’da yaşanan korkunç ekonomik çöküştü!
Yani ilk neden ekonomik çöküştü, ekonomik çöküş aynı bu gün olduğu gibi nüfus çöküşünü tetiklemiş ve sonuçta siyasi düzen de çökmüştür.
Özellikle de Osmanlı’nın son iki yüzyılı (yaklaşık 18. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl başına kadar) kronikleşmiş bir mali kriz, para değerinde erime ve dönemsel yüksek enflasyon dalgalarıyla karakterize edilir. Bu dönemde Osmanlı Avrupa’nın hasta adamı olarak nitelenir.
Osmanlı Avrupa’da ortaya çıkan sanayi devrimine ayak uyduramamış, keşifler ve icatlar çağını ıskalamıştı. Bu durumda da ticari rekabet gücünü yok etmiş ve çok büyük bir ekonomik çöküşe yol açmıştı.
O dönemde de halk büyük geçim sıkıntısı çekmiş, karnını doyurmaktan aciz kalmıştı. Karnını doyuramayan insanların evlenip barklanıp çocuk yapması ise elbette bu gün olduğu gibi o günde mümkün olmamıştı.
Üstelik Avrupa sadece bol çocuk yapmakla kalmamış geliştirdiği tıbbi ilerlemeler ve yaşam koşullarını iyileştirebilmesi sayesinde hem anne çocuk ölümlerini düşürebilmiş ve hem de insan ömrünü uzatmayı başarmıştı. Bu gelişmelerde sonuçta Avrupa’da nüfusun artmasını sağlayan faktörler olmuştu.
Osmanlı ise bir tarafta yapışkan bir ekonomik kriz ve diğer tarafta ise çağın tıbbi gelişmelerini yakalayamaması yüzünden nüfusunu aynı paralelde artırmayı başaramamıştır.
Sonuç olarak ekonomisini ayakta tutamayan bir devlet ne nüfus çöküşünü, ne de askeri ve siyasi çöküşü engelleyemez.
Çöken bir ekonominin enkazında ise ne nüfus artışı olur ve ne de askeri siyasi güç...