Siyasette transfer yeni değil.

Ama son dönemde gördüğümüz şey transfer değil.

Bu bir güç demonstrasyonu.

CHP’den seçilmiş bir belediye başkanı istifa ediyor.

Birkaç gün sonra rozet töreni.

Fotoğraf veriliyor.

Mesaj net:

“Güç burada.”

Bu stratejinin mimarı belli.

Recep Tayyip Erdoğan siyaseti her zaman psikolojik üstünlük üzerinden kurdu.

Rakibini zayıf göster, kendi kampını güçlü göster.

Ve bugün Adalet ve Kalkınma Partisi, CHP’den kopan isimleri vitrine koyarak tam olarak bunu yapıyor.

Kısa vadede etkili mi?

Evet.

Ama uzun vadede?

İşte orası kimsenin konuşmadığı yer.

Birinci risk: Parti kimliğinin aşınması.

AK Parti 2000’lerin başında ideolojik bir omurgayla çıktı.

Kendi kadrosunu yetiştirdi.Kendi teşkilat kültürünü oluşturdu.

Şimdi ne oluyor?

Düne kadar AK Parti’ye en sert eleştirileri yönelten, miting meydanlarında karşısında duran isimler bugün aynı çatı altında.

Bu görüntü parti tabanında iki duyguyu tetikler:

“Demek ki mesele ilke değilmiş.”

“Demek ki yıllardır mücadele eden bizler, yerimizi transferlere bırakıyoruz.”

Sadık teşkilat mensubu için bu kırıcıdır.

Bir parti dışarıdan gelenlerle büyüyebilir.

Ama dışarıdan gelenlerle kimliğini kaybederse içten çözülür.

Bu risk gerçek.

İkinci risk: Güç merkezine bağımlı siyasetçi üretimi.

Transferle gelen siyasetçi şunu bilir:

Kendi seçmeni onu getirmedi.

Yeni partisi onu taşıdı.

Yani meşruiyeti tabandan değil, liderden gelir.

Bu tip siyasetçi ideolojik değil, hiyerarşik olur.

Ve hiyerarşik siyasetçi, gücü yukarıda görür.

Bu da parti içinde yatay güveni zayıflatır.

AK Parti uzun süre güçlü teşkilat yapısıyla ayakta kaldı.

Eğer parti, tabanla bağ kuran kadrolar yerine, güç merkezine bağlı transfer figürlerle dolarsa…

Bir gün o merkez zayıfladığında zincir dağılır.

Üçüncü risk: Seçmen algısında “koruma partisi” imajı.

Muhalefetten gelen isimler çoğu zaman şu tartışmayla gelir:

“Baskıdan kaçtı.”

“Dosyadan kurtuldu.”

“Koruma aradı.”

Bunların doğruluğunu konuşmuyorum.

Ama algı önemlidir.

Eğer toplumun bir kesimi AK Parti’yi “gelenin korunduğu liman” olarak görmeye başlarsa, bu iki sonucu doğurur:

– Parti adalet söyleminde zayıflar.

– Parti içinde ahlaki gerilim artar.

Çünkü sadık seçmen şunu sorar:

“Biz yıllardır mücadele ediyoruz. Dün karşı tarafta olanlar bugün neden baş tacı?”

Bu soru büyür.

Dördüncü risk: Transfer siyasetinin bağımlılık yaratması.

Bu strateji işe yararsa alışkanlık olur.

Her yerel seçim sonrası, her kriz sonrası başka partiden isim çekme refleksi oluşur.

Bu, kısa vadede büyüme sağlar.

Ama uzun vadede şunu üretir:

Kendi kadronu yetiştirme motivasyonu düşer.

Neden zahmet edelim?

Hazırını alırız.

İşte bu, kurumsal çürümenin başlangıcıdır.

Beşinci risk: Gücün tersine dönme ihtimali.

Siyaset sonsuza kadar tek yönlü akmaz.

Bugün güçlü olan yarın zayıflayabilir.

Bugün transfer yapan yarın transfer verir.

Eğer siyaset tamamen güç merkezli hale gelirse, sadakat ideolojiye değil güce bağlanır.

Güç değiştiği gün, aynı psikoloji tersine işler.

Bu sadece CHP için değil, AK Parti için de tehlikedir.

Çünkü ilkesiz transfer kültürü bir kere yerleşirse, herkes için geçerli olur.

Altıncı risk: Erdoğan sonrası denge.

Bunu kimse yüksek sesle konuşmuyor.

AK Parti’nin merkezinde uzun süredir tek bir figür var:

Recep Tayyip Erdoğan.

Transfer stratejisi lider merkezli yürütülüyor.

Peki yarın?

Lider sonrası dönemde parti içindeki bu farklı kökenli, farklı aidiyetli, farklı geçmişli figürler nasıl bir arada kalacak?

Ortak bağ ne olacak?

Eğer bağ ilke değil de liderse, lider sonrası dönem daha kırılgan olur.

Bu, her güçlü lider partisinin yaşadığı klasik risk.

Şimdi net konuşalım.

Erdoğan bu transferleri siyasi zekâyla yapıyor.

Rakibin moralini bozuyor.

Kendi tabanına güç gösteriyor.

Ama stratejik başarı ile yapısal sağlık aynı şey değil.

Bir parti dışarıdan isim alarak büyüyebilir.

Ama dışarıdan isimlerle kimliğini gevşetirse, o büyüme köpük olur.

Bugün kazanç gibi görünen şey, yarın iç gerilim olabilir.

Bugün psikolojik üstünlük gibi görünen şey, yarın teşkilat kırılması olabilir.

Ve siyaset uzun solukludur.

Kısa vadeli hamleler bazen uzun vadeli faturalar üretir.

Bir sonraki yazıda şunu konuşacağız:

Seçmen bütün bu tabloyu sandıkta nasıl cezalandırabilir?

Çünkü en sonunda bütün stratejileri bozan tek güç vardır:

Sandık.