Siyaset kurumu uzun süredir bu toprakların sabır eşiğini test eden tam bir kurumsal ehliyetsizlik sarmalına dönüştü.

İradesi gasp edilen, sandıkta umudu rehine alınan bir halkın sessizliği, Ankara’nın koridorlarında hala bir zaafiyet veya unutkanlık olarak algılanıyor.

Geçtiğimiz günlerde ekran karşısına geçip adeta hiçbir şey olmamış gibi yeniden sahneye çıkmaya cüret eden o eski genel başkanın videosu, toplumsal hafızayla alay etmenin son perdesidir.

Milletin geleceğini kapalı kapılar ardındaki liyakatsiz pazarlıklara, dar kadrocu koltuk hesaplarına feda edenlerin bugün hala kurtarıcı rolüne soyunması bir siyasi aymazlıktır.

Seçmenden kopmuş, halkın gerçek feryadına kulaklarını tıkamış bu seçkinci oligarşinin, kaybettikleri makamları geri almak için her yolu mübah görmesi tam bir ahlaki gerilemedir.

Paylaşılan o videonun altına gelen çığ gibi tepkiler, toplumun artık bu bayat senaryolara karnının tok olduğunu gösteren en net tokat olmuştur.

Halk, kendi geleceğini karartan, umutlarını bir sonraki bahara erteleyen o statükocu zihniyeti artık kendi siyaset sahnesinde görmek istemiyor.

Sokaktaki vatandaşın, işçinin, emeklinin ve geleceksiz bırakılan gençliğin adalet arayışı, kendi kişisel kariyer planlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen bu figürler yüzünden duvara toslamıştır.

Nitekim siyaset arenasında yükselen rasyonel sesler de bu gerçekliği açıkça yüzlerine vurmaktadır.

Bir taraftan bu zamansız ve yersiz çağrıların sadece seçmeni daha da öfkelendireceğini belirten, artık oturup anılarını veya bir kitabı yazması gerektiğini söyleyen haklı eleştiriler yükseliyor.

Diğer taraftan mevcut parti yönetiminin, bu hamleyi ciddiye almayan, geçmişin gölgesinde kalmış bir hezeyan olarak gören mesafeli duruşu, o eski aktörlerin ne denli yalnızlaştığının kanıtıdır.

Ancak asıl kurumsal felaket, bu tasfiye edilmesi gereken statükoyu hala arkadan itmeye çalışan, partiyi adeta aile şirketi gibi gören o kronikleşmiş bürokratik mekanizmadır.

Yıllardır o koltuklarda oturan, her seçim yenilgisinin ardından pişkince yerini koruyan, partinin hafızasını ve enerjisini sülale mantığıyla sömüren dinozorlaşmış isimler, bu çürümenin asıl mimarlarıdır.

Büyük dedelerinden beri siyasetin ve devlet bürokrasisinin konforlu alanlarında gezen, halkın ekmek kavgasından habersiz bu isimlerin hala aynı başarısız aktöre kalkan olması, dar bir kiliğin çıkarlarını koruma içgüdüsüdür.

Bu isimlerin siyaset sahnesindeki varlığı, 1923 Cumhuriyetinin liyakat, haysiyet ve halkçılık ilkelerinin üzerine çökmüş devasa bir karabasandır.

Seçmen, kendi partisinin tabanına tepeden bakan, sadece kendi dar kliklerinin iktidarını korumak için ittifaklar kuran bu statükoyu ilk sandıkta tarihin dışına fırlatacaktır.

Çünkü modern Türkiye ideali, koltukları kendilerine miras sanan bürokratik elitlerin değil, egemenliği kayıtsız şartsız elinde tutan milletin iradesiyle yürür.

Halkın sabır eşiği çoktan aşılmıştır ve bu saatten sonra geçmişin başarısız aktörlerini yeniden parlatmaya çalışmak ölü gözünden yaş ummaktır.