Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru olan çocukların devlet himayesine alındığı günümüzdeki yaşam düzeninde çağın gereklilikleri doğrultusunda neler yapılabileceği tartışma konusu.
Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş’ın haberine göre; Sosyal Hizmet Meslekte Birlik Derneği Başkanı Hulusi Armağan Yıldırım, devlet koruması altındaki çocukların yaşam koşullarından toplumsal önyargılara, koruyucu aile sisteminden kurum bakımındaki eksikliklere kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Yıldırım, eski “yetiştirme yurdu” modelinin tamamen geride kaldığını belirterek, bugün çocukların daha küçük ve aile ortamına yakın yapılarda yaşamlarını sürdürdüğünü söyledi. Ancak çocukların aidiyet duygusu, iş hayatına uyum ve toplumsal damgalama gibi sorunlarla hâlâ mücadele ettiğine dikkat çekti.

“YETİŞTİRME YURTLARI ARTIK TARİHE KARIŞTI”
Çocuk bakım sisteminde önemli bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Yıldırım, geçmişte kullanılan büyük ölçekli yurt modelinin terk edildiğini belirterek şunları söyledi: “Yetiştirme Yurtları ve Çocuk Yuvaları artık tarihe karıştı. Bunun yerine Sevgi Evleri, Çocuk Destek Merkezleri, Çocuk Evleri Siteleri ve Çocuk Evleri gibi ev tipi sosyal hizmet kuruluşları oluşturuldu.” Kuruluşların tam kapasiteyle hizmet verdiğini ifade eden Yıldırım, “Kuruluşlarımıza yapılan talepler ile kapasiteler arasında bir dengesizlik söz konusu değildir.” dedi.
ÇOCUKLAR YAŞ GRUPLARINA GÖRE AYRI KURULUŞLARDA KALIYOR
Koruma altındaki çocukların gelişim ihtiyaçlarına göre farklı kuruluşlarda bakım gördüğünü belirten Yıldırım, “0-6 yaş bebeklere ayrı, 7-12 yaş çocuklara ayrı, 13-18 yaş grubundaki çocuklara da gelişim ihtiyaçlarına göre ayrı kuruluşlarda bakım hizmeti verilmektedir.” ifadelerini kullandı.
“EV TİPİ KURULUŞLAR ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ AÇISINDAN DAHA SAĞLIKLI”
Koğuş tipi toplu yaşam alanlarının çocukların psikososyal gelişimi açısından olumsuz etkiler doğurduğunu vurgulayan Yıldırım, yeni sistemin daha olumlu sonuçlar verdiğini söyledi: “Ev tipi kuruluşların çocukların psikososyal gelişimine katkısı, koğuş tipi toplu yaşam kuruluşlarına göre daha fazladır.” Koruyucu aile ve evlat edinme uygulamalarının yaygınlaştırılması gerektiğini savunan Yıldırım, “Bu konuda toplumsal duyarlılığın artırılması gerekmektedir.” dedi.
“AİDİYET DUYGUSU AİLE ORTAMINDA GELİŞİYOR”
Kurum bakımındaki çocukların en büyük sorunlarından birinin aidiyet eksikliği olduğunu dile getiren Yıldırım, özellikle mülkiyet duygusunun yeterince geliştirilememesinin ilerleyen yaşlarda ciddi uyum problemlerine yol açtığını söyledi. “Kurum bakımında büyüyen çocuklarda aidiyet duygusu, işyerinde uyum sorunu ve toplumsal hayata adaptasyon sorunu gibi problemler görülebiliyor” diyen Yıldırım, bu çocukların iş yaşamına geçiş sürecinde daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. İŞKUR bünyesindeki iş ve meslek danışmanlığı sisteminin bu gençler için de etkin şekilde kullanılması gerektiğini belirten Yıldırım, “Gençlerimizin işe uyum sürecinde bu sistem değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

“KORUYUCU AİLE SİSTEMİ DAHA DA YAYGINLAŞTIRILMALI”
Aidiyet duygusunun kurum ortamında tam anlamıyla geliştirilemediğini belirten Yıldırım, çocukların mümkün olduğunca aile ortamında büyümesi gerektiğini söyledi. “Çocuklarda aidiyet duygusu aile ortamında uzun soluklu bir çalışma ile verilebilmektedir.” diyen Yıldırım, koruyucu aile ve evlat edinme modellerinin hızla yaygınlaştırılması gerektiğini kaydetti. Yıldırım, yalnızca kurumların çabalarının yeterli olmadığını da vurgulayarak, “Toplumsal duyarlılığın artırılması ve bu hizmetlerin toplumun tüm katmanlarına ayrıntılı şekilde anlatılması gerekiyor.” dedi.
Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz




